26 Temmuz 2009 Pazar

peter naumoski kimdir?

14 gün olmuş yazmayalı. 14 gündür telefon üstüne telefon , mesaj üstüne mesaj 'vay bizi alıştırdın da şimdi niye yazmıyosun? ne yapacağımızı şaşırdık. mal gibi etrafta dolanıyoruz, akşamı zor ediyoruz, yıldızın bloğu fun club tartışma grubumuzda konuşacak konu kalmadı, lütfen bir kaç cümle olsun esirgeme bizden!' bir ısrar bir rica inanılmaz.
lisedeyken basketbol favori spor dalıydı.ben de bir şekilde basketbol dünyasında aktif bir rol alabildim.lise basketbol takımındaydım. o zamanlar pek başarılı değildik. en büyük başarımız 4 takımlı bir turnuvada 3. lük kupasına sahip olmaktı (4. takım yeni kurulan bir takımdı ve bedencinin 'kızlar bu maçı alırsanız size benden yaş pasta!' pekiştirecinin etkisiyle) o zamanlar basketbol favorilerimiz arasında yer alan efes pilsenli bir basketbol oyuncusunun adı bir türlü aklıma gelmiyordu.zaten çok da fazla şey düşünmediğimden hergün mutlaka 5 dakika kadar oturup ciddi ciddi hatırlamaya çalışıyordum.böylece aylar geçti ve nihayet geçen gün bir blogda rastladım.peter naumoski.ismi ilk okuyunca da bu sefer 'peter naumoskii, peter naumoskiii..Allah Allah çok tanıdık geliyor kimdi bu naumoski?' diye bir 5 dakika daha harcadım (beynimin örüntüleri arasında belirgin bir kopukluk var farkındayım).sonunda benim için bilinmez olan bu iki veriyi birleştirdim ve rahatladım. matematikçilerin unutkanlıkları meşhurdur (özendiği gruba dahil olmak isteyen zavallılar gibi kendimi matematikçiler sınıfına soktum.'biz matematikçiler ehee..böyleyizdir'...)unutkanlıklarıyla ilgili pek çok hikaye var tabi ama hocalarımdan birinin sürekli anlattığı bir tanesini paylaşayım(o da anlattığını unutuyor) matematikçinin birisi rüzgarlı bir günde yolda yürürken sigarasını yakmak istemiş fakat rüzgardan arkasını dönmüş ve sigarasını yakıp bu sefer ters yönde yürümeye devam etmiş (anlamayan varsa bi zahmet yorum kısmında sorsun, yorum yazın beee.)peter naumoskiyi niye sevdiğimizi hatırlamıyorum.yakışıklı bile değilmiş(lise kız öğrencisi için birine hayran olmadaki tek ölçüt).
ay belgeselini izledim.uzaya meraktan kaynaklanan bir hayranlığım var.uzaya bir kere olsun çıkabilmek için bütün birikimimi harcamaya hazırım(hangi birikimini yıldız?).gözlerim hafif yaşararak ve ağzım açık bir şekilde televizyona kitlendim.etkileniyorum böyle şeylerden. beni etkilemek isteyen bir adam beni uzaya çıkarsın yeter.ne pırlanta yüzük ne de zengin bir hayat tek isteğim bu!uçak yolculuklarının bile hastasıyım.küçücük pencereden başımı çeviremiyorum.
uzaydan konu açılmışken harika bir teorim var mevsimlerin kayması konusunda.dünyanın güneş etrafında dönüş süresi evrenin genişlemesinin doğal bir sonucu olarak artmış olabilir.evrenin büyüklüğünün yanında güneşle dünya arasındaki uzaklık önemsenmez ama çok küçük bile olsa dönüş süresindeki ufak bir artış bizim için hayati bir önem arzeder (zaten dönüş süresindeki son 6 saatten acaip işkillenmekteyim.tamsayı olması ve 24 ün böleni olması çok büyük tesadüf. gerçi 60 lık sistemi benimseyen insanlık bu süreye göre sistemi geliştirmiş olabilir.ama bu seferde tarihler tutmuyor.babiller romalılardan önce bu süreyi hesaplamış olamazlar???hesaplasalardı bu 365 gün 6 saati onların uzun uğraşlarından önce belirlerler ve romalıları bu eziyetten kurtarırlardı.eğer romalılar pisagorun tarikatındaki gibi bildiklerini gizleyen bir topluluksalar ve sırf biz bulduk diye hava atmak istiyosalar bilmem.bilim tarihi bu tür insanlarla dolu, thales en önde gideni.)önemsenmeyen küçük bir değişiklik zaman içinde birikip mevsimlerin kaymasına sebep olur.mevsim geçişlerinde de bunu hissederiz.nasıl teori? bu zamana kadar nasıl akıl edemediler hayret?bence uzay otoriteleri benim bu teorime ödül olarak bana bir uzay seyahati hediye edebilirler.makul bir hediye .
bloglar arasında dolaşırken çok güzel bir albümün linkini buldum ve hemen indirdim.rapidshareden. 'god help the girl-funny little frog' dinleyin lütfen.kaç gündür dinliyorum.linkide bi zahmet kendiniz bulun.linkin park(ıyygh akşam akşam). bu sıralar bi ara da nouvelle vague dinler olmuş idim.placebonun yeni albümünü ilk çıktığında 1 hafta kadar dinledim ama sonra kaldırdılar.düşmedide daha, bekliyoruz bakalım.
yorum yazın kız!yalnızlıktan ne yapacağımı şaşırdım.hayali arkadaşlarım var adı charlie sarışın uzun boylu.oda arkadaşım.etrafımda insanlar varken yanımda olmuyor yalnızken hemen yanımda bitiveriyor.
başlıkları ünlülerden seçmeye karar verdim.google arayınca blogum çıksın da reklam olayım elaleme diye.

13 Temmuz 2009 Pazartesi

wimbledon yıllık bülteni


efendim roland garros üzerine neredeyse destan yazdın wimbledon biteli bir hafta oldu sesin çıkmadı.izleyemedim!nerede yayınlandığını bilmiyordum. cnntürk ün uyuşuk yayın anlayışı yüzünden!maçlar oynanırken de uydu yayınını kesiyormuş o yüzden hiiiç haberim olmadı. mal gibi trt 3 e bakıp durdum.bir de şikayet ettim akdeniz oyunlarını (olimpiyat diye mi geçiyodu yoksa) vereceğine wimbledonu verseya diye!yazık oldu valla. çok da güzel maç olmuş öyle diyolar.samprasın rekorunu kırmış federer.gerçekten son 10 yılda kaçırdığım ilk wimbledon finali.üzgünüm. gerçi öğrencim de vardı yine de izleyemezdim ama neyse.

trt 3 de ağzım açık tenis maçı beklerken akdeniz oyunlarında bayanlar voleybol yarı finallerine denk geldim. türkiye - hırvatistan.son izlediğimden bu yana takım tamamen değişmiş.eskilerden bir neslihan,seda ve esra kalmış. aralarında en sevdiğim neslihandır (yani demir yumruk) .neslihan işine kendini adar. kendisi severek oynar izleyiciye de bütün heyecanını taşır.2 aylık hamileyken maça çıktığı bilinir. çok da güzel kızdır nazarım değmesin.yeniler de fena değil biraz fazla heyecanlılar o kadar. voleybolun bir cinsiyeti varsa kesin kızdır. erkekler boşuna voleybol oynamasın.

yaz mevsiminden pek hoşlanmam.sıcak, günler uzun, hele bir de (aylardan temmuz ise ,söylemezsem çatlar idim) çorum gibi sıkıcılığından ödün vermeyen bir ilde bir türlü bitmek bilmiyor. bir de çok güzel oluyormuş gibi festival yapmıyolarmı!tantanadan başka bir şey değil.güney tatiline gitmeyi zaten karşılayamam da karşılayabilsem bile istemezük.hiç anlamıyorum malak gibi güneşin altında saatlerce yatanları.güneşin altında malak gibi yatmak deyince aklıma eda taşpınar geldi( eda taşpınar acaba ismimi google da yazınca ne çıkıyor diye merak edip bütün başlıklara tıklayıp benim blogda güneşin altında saatlerce yatan malak sıfatıyla anıldığını görse nece olur?)yıllarca eda taşpınarı güneşlenirkenki görüntüsü dışında görmüşlüğüm yok idi. kanallardan birinde moda programı yapmaya başlamış.ekranda adı yazmasa yine bilmeyecektim.ama güzel kızmış (deminki olasılığı hesaba katıp durumu kurtarma çabası). yani güneş deniz ikilisi bana göre değil.zaten doğru dürüst yüzemem de. benim sudaki halim yüzmeden çok hayatta kalma meselesine benzer.keşke yayla turizmi affordable by me olsaydı. delimiyim zaten sıcak bir de parayı iyice yanmak için harcıycam.hiç aklı yok bu milletin valla.
sen çok akıllısın.

5 Temmuz 2009 Pazar

hşşşt buraya bak çöpçü!

biraz çöpleri karıştırdım, ütopik olanlar çabuk bozulmuş onları geri alamadım ama gerçekleşmesi mümkün görünenler sapasağlam duruyor.bozulmamış olanları geri aldım çöpten. geri alınanlar nasılsa durdukları yerde bozulanların yerine yenisini üretirler.
tamam tamam evet becerdim, oldu oldu.doktora giriş sınavını kazandım.sanki sınavı aslında iyi geçip de kötü geçti diyerek etrafındaki insanları yanıltmaktan(ellerine ne geçecekse) hoşlanan gıcık olduğum insan tipine dönüşmüş gibi oldum. hele bir topoloji sınavı sonrasını hatırlarımkii.okul birincimiz NERGİS(özellikle belirtiyorum,çok canım yanmış idi) yüzü kıpkırmızı olmuş biçimde sınavdan çıktı,sınavım çok kötü geçti diyerek bir ağıt bıraktı.benim de sınavım çok kötü geçmemişti,bütün iyi niyetimle yanına teselliye gittim.'tamam üzülme sen yaparsın finalde GEÇERSİN(zavallı ,herkesin derdi senin gibi sadece dersi geçmek mi?)..'gibi.sonra sınav sonuçları açıklandı ben 52 aldım NERGİS 93.nergis beni resmen gerizekalı yerine koymuştu.öyle sinir olmuştum ki.heralde ben onu teselli etmeye çalışırken o da içinden 'hehehe gerizekalı beni teselli etmeye çalışıyor, sen kimsin beee!' demiştir. mal! nergisin sınavı kötü geçer mi?ben gerçekten böyle biri değilim. sınavım gerçekten kötü geçti.artık sınava giren diğer adayların durumu nasılsa?kötünün iyisini seçtiler demek ki.
spor karşılaşmaları için yapılan iddia okullarda sınav sonuçları için yapılsa keşke. sınava giren herkesin sınavdan önce bahis katsayıları açıklanır, (benim katsayım oldukça yüksek olurdu mesela, nergisin düşük 1 e yakın olurdu) sonra tek tek kişilerin o derse olan ilgileri, kopya alıp verme becerileri, yakın arkadaşlarının durumları, sınavda genellikle sınıfın hangi bölgesine oturmayı tercih ettiği, o gün o sınıfa hangi hocanın gözetmen olarak gireceği... gibi etmenler tek tek göz önüne alınarak bir kupon oluşturulur,sonra sınav sonuçları açıklandığında herkes payına düşeni alırdı.bu bahsi gerçekleştirmek suç tabi. vergi falan bir sürü tantanası var.
hayatımdaki bu engeli de beklemediğim bir şekilde kısa sürede aştım.önümde bir türlü üstesinden gelemediğim kocaman bir PARA problemi var.o nasıl hallolur bilmiyorum.

2 Temmuz 2009 Perşembe

zıçan adam iş başında

bakalım bu defa kaç seferde başaracağım?ilkini atlattık.önümüzde uzun bir seri var.bakalım daha ne tür rezillikler yaşayacağım.
dün doktora sınavım vardı.sınava giren 2. kişiydim.ve ortalığı batırdım çıktım.sınavdan hemen sonra adet olduğu üzere dış sebeplere yükleme yaptım (inkar evresi kapsamında). efendim benim çalıştığım alanda(cebir) jüri üyesi yoktu, jürinin alaycı tavrı moralimi bozdu,mülakat sınavları beni geriyor...gibi.ama sebep ortadaydı.o kadar zaman vardı.biraz dişini sıkıp bakacaktın öteki bölümlere de.aslında başvurudan sonra 2 haftalık süre için bir plan bile yapıp plana uygun bir şekilde başlamıştım çalışmaya.ama araya kpss girdi,bir de öğrencim oldu hergün geliyor (hala inkar,pes doğrusu). tembelsin arkadaş!tek gerçek bu!birazcık da geri zekalısın.
e kpss de kötü geçti.ne şehit oldu ne gazi, kendi bokunda boğuldu niyazi!önümüzdeki sene de gevremeye devam.ekonomi de tarihi bir biçimde küçülmüş.herşey o kadar olumsuz ki.umutsuzluk günlerim geri geliyor galiba.saçma sapan bir hayatım oldu.hiç yaşanılası değil de işte napacaksın?çilemizi çekicez mecbur.bir sürü hayal elimde kaldı.at çöpe!acaip arabesk havasındayım. şu anda beni tasvir eden resim; küçük bir meyhane de ucuz ve kalitesiz bir masa ,fonda orhan gencebay(tabi ki), gerçi ferdi de sıkışabilir araya (ne senden geçerim ne meyhaneden, gönlümün farkı yok bir viraneden) masaya kafamı koymuşum, melankoliyle sızmışım.sürekli 'kahpe kader,şerefsiz dünya' gibi laflar ediyorum.meyhaneye borcumdan dolayı dışarı da çıkamıyorum.beni bu meyhaneden dışarı çıkaracak bir dış güce ihtiyacım var.kendim yapamayacağım o anlaşıldı.

21 Haziran 2009 Pazar

lengeli fötür

ales sınavından beri ankaraya gitmemiştim. bu da yaklaşık 2 ay demektir ki son 5-6 yılım ortalaması alındığında yolculuk yapmadan geçirilen oldukça uzun bir ara.doktora başvurusu için gittim ve her gidişim gibi koşturmacayla geçti. dönüş kesinlikle rezaletti.tatil başladığından otobüslerde yer bulmak çok zordu.ben de güç bela TOPÇAM(biraz sonra yerin dibine sokacağım için özellikle belirtiyorum) firmasından 41 numaralı bileti alabildim. otobüs firmalarının çabuk karakter değiştirme özelliğinden nefret ediyorum. bence bunun bir denetimi olmalı.yolculukların az yapıldığı dönemlerde yolcuyu el üstünde tutma, hiç bir isteğin geri çevrilmemesi, adeta kraliyet mensubu yerine konma gibi üst düzey medeniyet göstergeleri; tatillerde yolculukların artmasıyla birlikte pahalı biletlere, burnu havada hizmet anlayışına ve yolcuyu rezillikler bataklığına itme durumuna dönüşüyor.

otobüsteki yerime yöneldiğimde yerimde (her zaman ki gibi özellikle belirterek aldığım cam kenarı ve her zaman ki gibi bilmeden oturmuş numarası yaparak salağa yatan uyanık yolcu tiplemesi) çocuğuyla birlikte oturan bir bayan konuşlanmıştı. ilk önce benim yerimden kalkıp kendi yerine oturması (yazıldığı kadar basit değil ;çocuk 4-5 yaşlarında ve etrafta bir sürü poşet... ööff) 5 dk kadar aldı. 5 dk normalde kısa süren aktiviteler için kullanılan bir birim olsa da yaz günü otobüsün sondan bir önceki sırasında klimasız ortamda bu 5 dk insanın ömründen (cımbızla çekilen kör tırnak gibi) bir 5- 10 saatini çeker.nihayet yerime oturdum. onlarda ana oğul koridor tarafındaki koltuklarına oturdular. yerime oturur oturmaz klimayı kurcaladım. fakat o da nesi.klima açık değil. muavinden ön taraftan da duyulduğuna emin olduğum bir ses tonuyla klimanın açılmasını rica ettim(duyulduğundan emindim çünkü ön koltuklarda oturanlar kim bu sivri diye baktılar) ama yukarı da belirttiğim karakter değişikliğinden dolayı müşkülpesent muavin söylediğimi duymazdan gelip otobüsten indi.otobüs hareket edene kadar ter içinde oturdum otobüsün içinde.ve hareket saati gelince klimanın açılması(belli ki şoför de otobüse binince anlamıştı otobüsün içinin boğucu bir sıcaklığa ulaştığını) ile birlikte köklediğim klima başımdan aşağı soğuk havayı bıraktı.o anda ertesi gün ateşler içinde yatacağımı anlamıştım ama yine de klimayı kapatmadım çünkü gerçekten ancak bu şekilde çekilebilir olabilirdi yolculuğum.

yanımdaki çocuk çingenenin tekiydi.galiba hastaneye gelmişlerdi ve bu yüzden çok fazla üstüne gitmedim.normalde çocuklarla arası herkesten(bu konuda iddialıyım) daha iyi olan birisiyim. ama açıkça söyleyebilirim ki o çocuğu orda boğasım geldi. hasta diye şımartmışlar da şımartmışlar. her yere eli kolu uzuyor, istediğine izin verilmeyince bağırmaya başlıyor, ağlıyormuş gibi bağırıyor ama gözünden tek damla yaş dökülmüyor.artık yapamadım azarladım biraz. çocukların ebeveynlerinin sözünü dinlememe ama bir yabancının azarından çok etkilenme ve bir süre sessiz kalma özellikleri var.aslında dışarıdan sizi rahatsız etmeyen bir çerçeveden izlenildiğinde komik bir durumdaydım. annesi çocuğunun etlerini birkaç kere burduğunda daha da çok yaygara koparıyordu.bağırarak ama gerçekten rahatsız edici bir ses tonuyla tam ifadesiyle cırlayarak ' ne vuruyon banaae?döyüyon beniii.babama diyeceeem' diye bütün otobüsü inletiyordu. ve bu çocuk 4 saat boyunca benim yanımda oturdu.şu anda çocuğun bu haykırışını yüz ifadesiyle birlikte aklıma getirdikçe gülüyorum.otobüs mola verince kendimi dışarı zor attım.1 saatlik yolumuz kalmıştı.tekrar aynı yere oturmak istemiyordum hareket saati gelip de herkes yerine oturunca muavine resmen yalvardım beni hostes koltuğuna alsın diye (arabada başka yer yoktu) ama ŞERREFSİZ muavin 'yasah hanfendi' diye beni hüsrana sürükledi.burdan sesleniyorum Topçam Turizm 16.06.2009 ankara-tokat 17:30 arabasının gerizekalı muavininin tavrı yüzünden bir daha topçam arabasına binmeyeceğim. siz de sakın binmeyin. halbüse o 1 saatlik yolculuk için beni hostes koltuğuna alabilseydi büyük artılar kazanacaktı hem kendi hem firması adına.

tabiki ertesi gün hastaydım. boğazlar şişmiş ,burnuma bir yandan alerjinin bir yandan klima gribinin etkisi ve bitirilen 2 koçan tuvalet kağıdı.bir şekilde cuma gününe eriştim ve grip de biraz geçmişti ki bu sefer de Çorumda yaz zamanının vazgeçilmez sosyal etkinliği köy düğünleri başlamıştı. hayır köyde yaşamıyoruz. ama eski zaman alışkanlığı(bir de buna gelenek demiyolar mı deliriyorum) cuma günü başlayan pazar günü sona eren köy düğünü.apartmanların arasında bildiğiniz gezelim görelim tarzı düğün.cuma günü o evde o hafta sonu düğün olduğu anlamında , cumartesi bugün düğün günüdür anlamında, pazar günü de bugün gelin almaya gidiyoruz(diğer iki güne göre görece daha acıklı bir repertuar eşliğinde) anlamında davul çalınıyor. gösteriş meraklısı çorum halkına 'damadın babası 3 gün davul çaldırmış' desinler diye.balkonumuzun dibinde davul zurna ikilisi hiç eksik olmadı. efendim gelin ve damat ikisi de apartmanımızdaki sakinlerden. en üst katta oturan çapraz komşu çocukları. böylece gelin alma gürültüsünü de yine bizzat biz yaşadık. oynayan da olsa içim yanmaz. sitede gürültüyü direkt olarak aldığımız yetmiyormuş gibi komşu apartmanlardan yansıyan gürültüyü de alıyoruz.saçma sapan birşey. köyde olsa izlersin hoşuna da gider.eğer bir gün evlenirsem kesinlikle böyle birşeye izin vermem. ancak davul zurna ikilisi 'elim eline değdi de hem ben yandım hem kendi/bize kimse karışamaz agamız çok efendi' türküsünü çalar, damat efendi de söylerse ve kemal sunal gibi oynarsa kabul ederim. ayrıca bu türküyü söylerken 'lengeli fötür' de takması şart.
doktoraya başvurdum demişmiydim.

8 Haziran 2009 Pazartesi

roland garros yıllık bülteni

bitene kadar yazmamaya karar vermiştim ama artık bittiğine ve daha da önemlisi benim istediğim gibi bittiğine göre yazmalıyım diye düşündüm. federeri desteklediğimi belirtmeme gerek yok sanırım.turnuvanın ilk maçlarını takip etmiyorum. aslına bakarsanız çeyrek finallere kadar hiç haberlerini bile izlemiyorum.ama bu sene olağanüstü bir durum oldu.daha çeyrek finale girmeden nadalı eledi göbelin teki (söderling). tabi nadalın elenmesi bir bomba etkisi yarattı bütün dünyada. herkes 'peki federer finali kimle oynayacak?' diye düşünürken ben 'hoşçakal nadal' şarkıları söylemeye başlamıştım bile.nadal ağlarken köşesinde , ben federerin yüzüne gülen kahpe felekle dans ediyordum(bananeyse). artık federeri engelleyecek kimsenin kalmaması sayesinde beliren mutluluk yerini birden, hevesimi her zaman kursağımda bırakan 'acaba?, söderling?, yoksa?, nasıl nadalı elediyse...?' çeldiricilerine bırakmıştı. bu sefer oturdum söderlingi izlemeye.genç irisi birşey.federer de yapılı bir adamdır ama söderling gerçekten dev gibiydi. yarı finalde şilili gonzalezle(speedy gonzalez) oynadı. maçın ortalarında söderlingin performansı oldukça düştü.tamam söderlingin işi buraya kadarmış diye düşünürken son sette söderling küllerinden tekrar doğdu ve maçı aldı. bu maçı kazanmasında gonzalezin hakemlerle olan çekişmeleri de etkiliydi. tenis seyircisi efendi oyuncu sever.hakem top dışarda diyorsa top dışardadır.yok eminim içerde dersen bir kere itiraz edersin sonra köşene çekilirsin.gonzalez hakemlerle çok zıtlaştı, böylece martina hingise yaptığı gibi seyirci gonzalezi dışladı. popoyla çizgiyi silmek ne demek?poponu sürte sürte elendin naber?daha tenis adabını öğrenememiş yarı finale gelmiş birde!
gelelim öteki yarıfinale:federer- del potro
tabiki baştan sona bütün bakış açılarım federerle aynıydı.ama karşısındaki 20 lik del potro diş söktürdü resmen.asıl final kalitesindeki maç bu maçtı.söderlingden kat kat iyiydi del potro.yazık oldu adama.bu maçta performans=federer idi. del potronun sadece aşırı etkili servisleri sayesinde aldığı setler sırasında sakince rakibinin yorulmasını bekledi.bütün seyirciler(özellikle de ben) 'napıyo federer,içmiş mi bu adam?ne zaman toparlanacak'diye federerin yerine endişelenirken o serinkanlılığını korudu. del potro yorulup servisleri etkisini kaybetmeye başlayınca bu sefer federer coştu.biz tenis hakkında ne biliyorduk ki?federere seyircinin ilgisi muazzamdı.federerin her sayısını büyük coşkuyla karşılayan seyirci del potro puan alınca ayıp olmasın diye alkışlıyordu. o zaman kısa bir süre için acıdım del potro ya.sonra 'ne acıycam daha 20 yaşında elde ettiği başarıya bak o sana acısın, mal' dedim kendi kendime. ağladı kız maç bitince.
ve final:
federer-söderling
ilk önce TRT 3 ün attığı kazığı söylemeden edemiycem.tam maç başlayacakken uydudaki yayını kesti.deli gibi o televizyondan ötekine koştum belediye anteninden izlerim diye.baktım o televizyonda TRT 3 yok . haydaaa. hadi birde onu bulmaya çalış.sinirim tepeme çıktı.internetten izleyim dedim ama internetten de canlı yayın izlemek eziyet.intihar et öteki taraftan izle daha iyi.
bütün bu koşturmaca sırasında federer servis kırarak maça başlamıştı bile.neyse sonradan birisi uyardı galiba uydudaki yayın tekrar geldi.söderling kafasını kaldırıp 'noluyo ya' diyene kadar federer ilk seti almıştı bile.2. sette biraz daha iyiydi söderling tie-break e kadar uzadı set. ama tie-break lerin de kralı olan federer 2. seti de aldı.3. setin de başında servis kırınca seti alması rahat oldu federerin!dediğim gibi hiç final havası yoktu.yarı finali daha finalimsiydi federerin. zaten söderlingin hiç bir yüksek beklentisi yoktu gibi.öylesine çıktı maça.zaten maçta da federere bir övgüler bir iltifatlar. sevdim ama söderlingi federerden sonraki favorim olabilir. maçın en güzel yanlarından birisi her iki oyuncunun da hiç zorlanma sesi çıkarmaması oldu. işte böyle sona erdi roland garros.federer bu sefer mutluluktan ağladı.uzun zamandır peşinden koştuğu kupayı da almış oldu.federerin bu kupayı kazanmasındaki en büyük yardımcısı söderlingdi.rakibine minnettar olmak.
umarım ben de peşinden koştuğum herhangi bir isteğime kavuşabilirim.ve mutluluktan ağlarım.ama benim ağlamam çok çirkindir.biraz ağlama alıştırması yapmam lazım ayna karşısında.
bu arada tamam karar verdim placebonun en güzel şarkısı 'kitty little' yeni albümde.

5 Haziran 2009 Cuma

gözünüz çıksın


aslında bu blogun başlığının niye nazarsız olduğu hakkında bir yazı yazmıştım ama ilk zamanlar blogun nasıl kullanıldığını yeni kavramaya başladığımdan o yazıyı bir kaza sonucu kaybettim.silindi gitti. kısaca yazı ,benim herkesin nazarını üstüme çektiğim ama kimseye nazar atamadığımla ilgiliydi. yani bu nazar konusunda tam bir AB(+) idim. eğer bir nazar zinciri varsa(X in nazarı Y ye Yninki Z ye gibi bir zincir) bu zincirin son durağıyım. tam bir kara delik.

tam 3 gündür başım ağrıyor.içmediğim ilaç kalmadı. uyumak bile başağrımı durduramadı. artık bugün kafam patlar diye bekliyordum ki mucizevi bir şey oldu. kahvaltımı edip yine ilaç almak niyetindeydim.buzdolabından kahvaltılıkları çıkarırken elimdeki cam peynir kasesi birden kendini yere attı.tuzla buz oldu.yerdeki büyük kalan parçaları elimle toplamaya başladım,bugüne de çok kötü başladığım için oracıkta ağlayacaktım.sinirlerim bozuldu.revamıydı şimdi bu?temizliği yeni bitirmişiz her yer gıcır gıcır, bir sürü iş çıkmıştı.yavaş yavaş işe koyulurken birden farkettim ki başağrısı beni terketmişti ve ardında hiç bir iz bırakmamıştı. bu mucizevi iyileşmenin tek bir açıklaması vardı. 3 gündür gözü çıkasıca birinin nazarı altındaydım.

her kimsen lütfen bana özenme,imrenme, ve kıskanma.gerçekten sana yemin ediyorum hiç ama hiç kıskanılası bir hayatım yok.bana nazar atman hiç bir şeyi çözmüyor.

beşerdir şaşar. hani önceden başağrısının nazar kaynaklı olduğunu düşünseydim ve cam kırılınca bu sonuca varmış olsaydım bu yanlış olabilirdi.bunu gerçekten düşünseydim 3 gün önce herhangi birşey kırar, 3 gün boyunca bu çileyi çekmezdim. nazara kesinlikle inanıyorum.ama hayatımı ona göre de ayarlamıyorum. çünkü her an nazar değecekmiş gibi hareket etmek insanı daha sapkın düşüncelere götürebilir(büyü gibi). ama bana nazar değdiği düşüncesi bütün bu olaylardan ve aniden başımın ağrısının geçmesinden sonra ortaya çıktı.

hangi iyi yaşantım insanların bana nazar atmasına sebep oluyor anlamadım. sadece sağlıklıyım çok şükür.

acaba bu bahar temizliğini herkeşlerden önce başlayıp bitirdiğimiz için konu komşudan mı topladım nazarı?annem de anlattıysa orda burda yıldız yaptı yıldız etti diye...olur mu olur!