epey oldu yazmayalı evet.
o kadar meşguldüm ki. bir kere tübitak sergisi hazırlıkları vardı, bütün mart ayı boyunca onunla ilgilendim.efenim ankara bölge 3. sü olduk.hedef türkiye finaliydi ama bu sonuç da beni tatmin etti.okulun da sonuçtan memenun olması çok hoşuma gitti. insanın çalıştığı yerin kıymet bilir olması alışık olmadığım bir durum. gelecek sene için şimdiden çalışmalara başlamamı istediler.aslında güzel bir iş ama yol çok fena,bana bir çare yarabbim.
çorumdaki bazı okullar bölge 3. sü olmayla hava attılar, prim yapmaya çalıştılar. çok şaşırdım. neyse banane.
bir ara eskişehire gittim. gezdiğim yerleri söyleyince dinleyenler görülmesi gereken her yeri görmüşsün dediler. beğendim ama, kendi içinde kompakt bir şehir.
sonra bir dizi sınava girdim. hepisi ingilişceydi.birisi üds idi. diğeri de odtünün sınavı.odtünün 2. aşamasında writing kısmında yazdım yazdım en sona havalı olsun diye bir soru cümlesi ekledim. ama daha sonra 'ridicilious' yerine 'redicilous' tipi bir şey yazdığımı farkettim. umarım okuyan 'saçma' demek olduğunu anlar ve cümlenin güzelliğinin ve final etkisinin bu küçücük yazım hatasına kurban gitmemesi gerektiği sonucuna ulaşır.bakalım nolacak. son anda farkına vardığım, denemeye karar verdiğim ve başvurduğum bir sınavdı.herşey bir anda oldu.
dersane yavaş yavaş sinirimi bozmaya başladı.başladığım işi sonuna kadar götürme amacımla, hoşgörümün suistimal edilmemesi amacım çakışıyor. köprüleri atabilirim. belli ki bu sene kökten değişim senesi.çok heyecanlı .yes we can.
11 Nisan 2010 Pazar
17 Şubat 2010 Çarşamba
bana ne olmadı?
küçüklüğümde yaşadığım bir olayı annem hep anlatır.hatırlayamadığım yaşlardan bahsediyorum.en fazla 2 veya 3.bu hikayeyi her dinlediğimde de ağlamamak için kendimi zor tutarım.çünkü o durumda ne hissettiğimi hatırlayamasam bile bu hissin kesinlikle nasıl bir şey olduğunu biliyorum.olay şöyle: annemle eczaneye gitmişiz, ben raflardaki oyuncaklara uzaktan hayran hayran bakıyor ama elimi uzatıp bir tanesine bile dokunmuyormuşum.annem bu olayı o yaşta bu faziletli davranışı sergilememden dolayı övgüyle anlatıyor.benim için ise tamamen hüzünlü bir durum. bir kere olay kesinlikle benim o yaşlarda faziletli davranışın ne olduğunu bildiğimi göstermiyor çünkü o yaşlardaki bir çocuk bunun doğruluğunu tartacak kadar ahlaki yönden gelişmiş değildir.normal olan o çocuğun en azından dokunmak için oyuncağa uzanmasıdır.yani istemesidir. Allah aşkına bundan daha normal birşey var mı dünyada?peki o zaman ben niye uzanmamıştım? çok iyi biliyorum:çünkü daha önce yabancı bir yerde hiç bir şey istenmemesi gerektiğini acıyla öğrenmiştim.biz küçükken annem çok sinirliydi.çok bağırırdı ve bu beni korkuturdu.insan annesinden korkmamalı bence. böylece bu bilgiyi hiç bir yerde hiç bir şey istememeye genelledim. kimseden hiç bir yardım istememek, istemeyi bilmemek.ailemden bile bir şey isterken kusacak gibi oluyorum.istemek bana ayıp diye öğretildi.istediğimde korktum.istemeyi bilmediğimden hiç bir şey yok elimde.
şu anda bunları çok kötü bir ruh haliyle yazıyorum.burası rahat.eğer derdimi başkasıyla paylaşırsam ondan zaman ve şefkat istemiş olurum.
bugün yatarken uykuya dalmadan önce ne düşüneceğime sabahtan karar vermiştim. ya da verdirilmiştim, belliydi neyin hayalini kuracağım ama akşam öyle kötü bir an yaşadım ki,oracıkta o lafları ederken dilim kopsaydı yeriydi.nasıl telafi olur, bundan sonra hayatım nasıl devam eder bilmiyorum.her zaman samimiyetsiz bir durum olur mu, yoksa eski daha az zararsız günlerime geri dönüş imkanı olur mu onu da bilmiyorum. aslında tamamen yanlış anlaşıldım.benim ağzımdan çıkan sözler zamanın büküldüğü yerden kıvrılıp kulaklara başka türlü yerleşti.bir anda aile içinde sadece kendini düşünen iğrenç bir yaratığa dönüştüm.burada bahsetmeyeceğim tabi ama neleri feda ettiğimden kimsenin haberi yok.son bir kaç gündür yaşadığım her şey bu fedakarlıkların bir sonucuydu.
tabi herkesin derdi var, Allah sağlık versin. öyle pişmanım ki yaptığım herşeyden, bundan sonra ne yapsam boş.bir boşverebilsem. 'amaaan' desem içten bir şekilde.düşünmesem ne olacak ,nasıl olacak diye.aslında düşünme be yıldız, ne yaparsan olmaz ne yaparsan olur. madem bir etkide bulunamıyorsun, niye uğraşacaksın ki!olacaksa olur. olmayacaksa boşuna debelenme.koyver gitsin.
bugün onuru gördüm karşı kaldırımdaydı. koyu yeşil atkımsı bir aksesuar vardı boynunda. o ara bir 'acaba?' dedim.ama ferhat güzel modeli değildi en azından bağlanma şekli.
şu anda bunları çok kötü bir ruh haliyle yazıyorum.burası rahat.eğer derdimi başkasıyla paylaşırsam ondan zaman ve şefkat istemiş olurum.
bugün yatarken uykuya dalmadan önce ne düşüneceğime sabahtan karar vermiştim. ya da verdirilmiştim, belliydi neyin hayalini kuracağım ama akşam öyle kötü bir an yaşadım ki,oracıkta o lafları ederken dilim kopsaydı yeriydi.nasıl telafi olur, bundan sonra hayatım nasıl devam eder bilmiyorum.her zaman samimiyetsiz bir durum olur mu, yoksa eski daha az zararsız günlerime geri dönüş imkanı olur mu onu da bilmiyorum. aslında tamamen yanlış anlaşıldım.benim ağzımdan çıkan sözler zamanın büküldüğü yerden kıvrılıp kulaklara başka türlü yerleşti.bir anda aile içinde sadece kendini düşünen iğrenç bir yaratığa dönüştüm.burada bahsetmeyeceğim tabi ama neleri feda ettiğimden kimsenin haberi yok.son bir kaç gündür yaşadığım her şey bu fedakarlıkların bir sonucuydu.
tabi herkesin derdi var, Allah sağlık versin. öyle pişmanım ki yaptığım herşeyden, bundan sonra ne yapsam boş.bir boşverebilsem. 'amaaan' desem içten bir şekilde.düşünmesem ne olacak ,nasıl olacak diye.aslında düşünme be yıldız, ne yaparsan olmaz ne yaparsan olur. madem bir etkide bulunamıyorsun, niye uğraşacaksın ki!olacaksa olur. olmayacaksa boşuna debelenme.koyver gitsin.
bugün onuru gördüm karşı kaldırımdaydı. koyu yeşil atkımsı bir aksesuar vardı boynunda. o ara bir 'acaba?' dedim.ama ferhat güzel modeli değildi en azından bağlanma şekli.
5 Şubat 2010 Cuma
iyiyim iyi
bugün özgürlüğümün ilk günü.
bir bağlayıcı olmadan hayatını sürdürmek garipmiş.okulla resmi ilişkim sona erdi.artık her hafta ankaraya gitmek yok.doğumgünü yazımda bu asal yaşın bana büyük bir değişiklik getirmesi gerektirdiğini yazmıştım. işte getirdi.bahsettiğim böylesi değildi ama yine de büyük bir değişiklik gerçekten. şu anda tamamen özgür olduğumu hissediyorum. bütün planlarım ankara odaklıydı. bir bocalama olacak tabi ama eminim en hayırlısı bu olacak.
inatçı yapım sayesinde hiç kimsenin varlığından bile haberdar olmadığı sorunlarla boğuşarak y.lisansımı tamamladım. aslında tamamen benim inadım sayesinde oldu.y. lisansın başlarında her hafta derse yetişmek için sabah 5 arabasına bindim. akrabalarımın yanında kalmaya zorlandım. durumumda asla bir iyileşme olmadı.4 sene boyunca ankaraya yerleşmenin bir fırsatını yakalayamadım. bu konuda tamamen yalnızdım. yerleşmeden devam etmek çok zor olmaya başlamıştı artık. böylece sürünerek ancak y.lisansımı bitirebildim.ankara beni kusmuştu.
okuldan da sürekli şikayet edip duruyordum zaten. belki size kendimi iyi hissettirme çabası gibi görünebilir ama kesinlikle bağımsız hissediyorum. istediğim okula başvurabilirim olur ya da olmaz.
devam etmeyi bugüne kadarki emeğimin boşa gitmemesi için istiyorum.
anneme başka okulu deneyeceğimi söyledim. bu itiraf, hani bir hikayede sevgilisine tarak almak için (neyiniydi ya?) kendisi için değerli bir eşyasını satması ama kızın da o değerli şeyi kullanması için gereken malzemeyi almak için saçlarını satması gibi annemin kuzenimle ev tutmamı önermesi anında geldi. gerek kalmadı dedim.
şimdi bir kaç kişiye daha söylemeliyim bunu,örneğin dersanedeki bir kaç hocaya. çünkü bazı sınıflara doktora öğrencisi olduğumu söyleyip (ne alakaysa) benim adıma prim yaptırmaya çalışmışlar. sanırım şöyle oldu:hocalardan birinin tayininin çıkmasıyla onun yerine geçici olarak benim girmem kararlaştırılınca sınıflarda baş gösteren huzursuzluğa önlem olması amacıyla çocukların gözlerinde onlar için bilinmez ama bayaa yüksek olduğunu düşündükleri derecemi kullandılar. halbüse benim doktora yapıyor olmamın onların gelişimine zerre etkisi yok. valla çok acaip ülke burası be!birisi de ' ee, napalım?' dese ne cevap verilir bilmiyorum.
aslında bir kaç reklam için reklamlar 2 başlıklı bir yazı tasarlıyorum.çok eğlenicez.
biraz daha biriktireyim de.
bir bağlayıcı olmadan hayatını sürdürmek garipmiş.okulla resmi ilişkim sona erdi.artık her hafta ankaraya gitmek yok.doğumgünü yazımda bu asal yaşın bana büyük bir değişiklik getirmesi gerektirdiğini yazmıştım. işte getirdi.bahsettiğim böylesi değildi ama yine de büyük bir değişiklik gerçekten. şu anda tamamen özgür olduğumu hissediyorum. bütün planlarım ankara odaklıydı. bir bocalama olacak tabi ama eminim en hayırlısı bu olacak.
inatçı yapım sayesinde hiç kimsenin varlığından bile haberdar olmadığı sorunlarla boğuşarak y.lisansımı tamamladım. aslında tamamen benim inadım sayesinde oldu.y. lisansın başlarında her hafta derse yetişmek için sabah 5 arabasına bindim. akrabalarımın yanında kalmaya zorlandım. durumumda asla bir iyileşme olmadı.4 sene boyunca ankaraya yerleşmenin bir fırsatını yakalayamadım. bu konuda tamamen yalnızdım. yerleşmeden devam etmek çok zor olmaya başlamıştı artık. böylece sürünerek ancak y.lisansımı bitirebildim.ankara beni kusmuştu.
okuldan da sürekli şikayet edip duruyordum zaten. belki size kendimi iyi hissettirme çabası gibi görünebilir ama kesinlikle bağımsız hissediyorum. istediğim okula başvurabilirim olur ya da olmaz.
devam etmeyi bugüne kadarki emeğimin boşa gitmemesi için istiyorum.
anneme başka okulu deneyeceğimi söyledim. bu itiraf, hani bir hikayede sevgilisine tarak almak için (neyiniydi ya?) kendisi için değerli bir eşyasını satması ama kızın da o değerli şeyi kullanması için gereken malzemeyi almak için saçlarını satması gibi annemin kuzenimle ev tutmamı önermesi anında geldi. gerek kalmadı dedim.
şimdi bir kaç kişiye daha söylemeliyim bunu,örneğin dersanedeki bir kaç hocaya. çünkü bazı sınıflara doktora öğrencisi olduğumu söyleyip (ne alakaysa) benim adıma prim yaptırmaya çalışmışlar. sanırım şöyle oldu:hocalardan birinin tayininin çıkmasıyla onun yerine geçici olarak benim girmem kararlaştırılınca sınıflarda baş gösteren huzursuzluğa önlem olması amacıyla çocukların gözlerinde onlar için bilinmez ama bayaa yüksek olduğunu düşündükleri derecemi kullandılar. halbüse benim doktora yapıyor olmamın onların gelişimine zerre etkisi yok. valla çok acaip ülke burası be!birisi de ' ee, napalım?' dese ne cevap verilir bilmiyorum.
aslında bir kaç reklam için reklamlar 2 başlıklı bir yazı tasarlıyorum.çok eğlenicez.
biraz daha biriktireyim de.
24 Ocak 2010 Pazar
şu anda
BI-RA-KI-YO-RUM
BI
bırakmak için bir sürü sebep vardı.baştan beri problemliydi. okulun kapısından girerken adımlarım geri geri gidiyordu, danışmanımı değiştirdiler, yöneticilerle tartıştım, mimlendim, benimle hiç ilgisi olmayan hocalar bile bu işe karışmaktan kendilerini alamadılar, yönetime yaranmak adına daha düne kadar 'aman ne kadar iyisin, başarırsın, becerirsin' leri sıralayan bir tanesi ders ekleme bırakmada bile sorun çıkardı. ve onun dediği oldu. sindirildim.
RA
rahatsızlık veren durumlardan birisi de bazı hocaların beni odalarına çağırıp tamamen haklı olduğuma benimle birlikte kanaat getirip sözde yanımda olmalarıydı. aslında beni o kadar umursadıklarını düşünmüyorum daha doğrusu biliyorum. ama ben olsam öğrencime biraz sahip çıkardım. en azından bir yol arardım. 'yapacak bir şey yok 'demek daha mı kolay?
KI
kısa doktora maceramla birlikte bu okuldan hocaların tek tek ne kadar şikayetçi olduğunu, makam düşkünü insanların güçlerini küçük öğrenciler üstüne basarak biraz daha pekiştirdikleri ve bu güçten memnun olmayan diğer bilim insanlarının sindirilmeyi öğrendiklerine şahit oldum. odalarda kapılar kapalıyken çok atılıp tutuluyor ama neden bu uygulamanın yapıldığını sormaya bile yaklaşılmıyor.bu güç gösterisinin kime ne faydası var.kimin haberi oldu. kimin canı sıkıldı benden başka. belki de diğer okullarda da böyle.
YO
yorulmuştum da biraz aslında. her ne kadar bu cümle kendimi rahatlatma düşüncesi gibi gözükse de yol beni gerçekten yordu.bir türlü ankaraya yerleşmeyi beceremedim.önceden o kadar yıpratmıyordu, her hafta sabah 5 arabasıyla bile derse yetişmeye çalışıyordum. ama şimdi öyle değil. herşey problem oluyor.kalmak zorunda olduğun günler ise daha beter sorun.
RUM
rumuz: sıkkıncan
soru: peki şimdi ne olacak?
cevap:dur azıcık biraz. daha annemlere söylemedim. aslında beni kırmamak için destekler görünüyorlar ama harcadığım zamana, paraya, emeğe benden çok acıyorlar.aslında okulda yaşadığım problemlerden haberleri var, bu kararım anlamlı gelebilir ama bilemiyorum.
söyledikten sonra bu seneyi boş geçicem ve başka bir okul denemeyi düşüneceğim.ve bunun için argümanlarımı (moda terim) geliştirmeye çalışacağım. ankara veya başka bir yer. belki de kalır bu iş burada, eğer hayatım başka bir yöne doğru kayarsa tabi!yani öyle bir şey olur ki umrumda olmaz mesela.
kendi kendimi teselli edemiyorum.mantıklı düşünemiyorum,saplanıp kalıyorum.bu büyük bir eksiklik,başkası yapmalı bunu bana.
bu kararımın beni rahatlatması gerekiyor değil mi?beni şu anda rahatsız eden bundan sonra ne olacağı. bakalım.
BI
bırakmak için bir sürü sebep vardı.baştan beri problemliydi. okulun kapısından girerken adımlarım geri geri gidiyordu, danışmanımı değiştirdiler, yöneticilerle tartıştım, mimlendim, benimle hiç ilgisi olmayan hocalar bile bu işe karışmaktan kendilerini alamadılar, yönetime yaranmak adına daha düne kadar 'aman ne kadar iyisin, başarırsın, becerirsin' leri sıralayan bir tanesi ders ekleme bırakmada bile sorun çıkardı. ve onun dediği oldu. sindirildim.
RA
rahatsızlık veren durumlardan birisi de bazı hocaların beni odalarına çağırıp tamamen haklı olduğuma benimle birlikte kanaat getirip sözde yanımda olmalarıydı. aslında beni o kadar umursadıklarını düşünmüyorum daha doğrusu biliyorum. ama ben olsam öğrencime biraz sahip çıkardım. en azından bir yol arardım. 'yapacak bir şey yok 'demek daha mı kolay?
KI
kısa doktora maceramla birlikte bu okuldan hocaların tek tek ne kadar şikayetçi olduğunu, makam düşkünü insanların güçlerini küçük öğrenciler üstüne basarak biraz daha pekiştirdikleri ve bu güçten memnun olmayan diğer bilim insanlarının sindirilmeyi öğrendiklerine şahit oldum. odalarda kapılar kapalıyken çok atılıp tutuluyor ama neden bu uygulamanın yapıldığını sormaya bile yaklaşılmıyor.bu güç gösterisinin kime ne faydası var.kimin haberi oldu. kimin canı sıkıldı benden başka. belki de diğer okullarda da böyle.
YO
yorulmuştum da biraz aslında. her ne kadar bu cümle kendimi rahatlatma düşüncesi gibi gözükse de yol beni gerçekten yordu.bir türlü ankaraya yerleşmeyi beceremedim.önceden o kadar yıpratmıyordu, her hafta sabah 5 arabasıyla bile derse yetişmeye çalışıyordum. ama şimdi öyle değil. herşey problem oluyor.kalmak zorunda olduğun günler ise daha beter sorun.
RUM
rumuz: sıkkıncan
soru: peki şimdi ne olacak?
cevap:dur azıcık biraz. daha annemlere söylemedim. aslında beni kırmamak için destekler görünüyorlar ama harcadığım zamana, paraya, emeğe benden çok acıyorlar.aslında okulda yaşadığım problemlerden haberleri var, bu kararım anlamlı gelebilir ama bilemiyorum.
söyledikten sonra bu seneyi boş geçicem ve başka bir okul denemeyi düşüneceğim.ve bunun için argümanlarımı (moda terim) geliştirmeye çalışacağım. ankara veya başka bir yer. belki de kalır bu iş burada, eğer hayatım başka bir yöne doğru kayarsa tabi!yani öyle bir şey olur ki umrumda olmaz mesela.
kendi kendimi teselli edemiyorum.mantıklı düşünemiyorum,saplanıp kalıyorum.bu büyük bir eksiklik,başkası yapmalı bunu bana.
bu kararımın beni rahatlatması gerekiyor değil mi?beni şu anda rahatsız eden bundan sonra ne olacağı. bakalım.
18 Ocak 2010 Pazartesi
izdüşümü
umudun benim için var olduğu, türlü türlü hayaller kurduğum, hayatımın dümeninin sadece bende olduğuna inandığım ilk gençlik yıllarım...sık sık hatırlıyorum.bir keresinde gençlik ya da çocukluk günlerini çok sık hatırlayan, o günleri özlemle anan kişiler için bu durumun depresyon belirtisi olduğunu duymuştum ya da okumuştum. o günlerden de aklımda yer etmiş bir televizyon programı İZDÜŞÜM. TRT3 de pazartesi günleri 2 saat süren, ilimizde ulaşabileceğimiz tek yabancı müzik kaynağı. programın adı izdüşüm ama arkadaşlarımdan birinin bu ismi özellikle ya da bilmeyerek İZDÜŞÜMÜ olarak telafuz etmesi. mesela 'dün akşam izdüşümü izlediniz mi?' yerine 'bu akşam izdüşümünü izlediniz mi?' demesi.
geçen hafta ankaraya gittiğimde zamandan kazanmak için burger king e girdim.dışarıdan bakıldığında kimse görünmüyordu ama içeri girince aslında kalabalık olduğunu anladım ama girmiş bulundum bir kere.bekle bekle sıra gelmez,çocuk da biraz uyuşuktu.burger king e giriş gerekçem geçerliliğini kaybetmeye başlıyordu.durumum diner dash de diğer karakterlere göre daha az sabır gösteren yeşil saçlı ve yeşil tayyörlü zenci iş kadını gibi olmuştu. aynı onun gibi tepkiler veriyordum.oynarken onun o hallerine çok gülmüştüm ama şimdi hiç komik değildi bu durum. yemeğimi yarım kalp kala aldım. ama bu seferde yer kalmadığı için daha önce kırmızı birinin oturduğu yere oturmak zorunda kaldım, bonus da alamadım. o da çok saçma be .yemeğe en fazla 40 dolar veriyorsun ama aynı renkte birisinin daha önce oturduğu yere oturursan en az 100 dolar veriyorsun. ama yarım kalple oturduğum için yemeğe fazla para vermemiş gibi oldum.
saçlarımı aslan yelesi kestirmeye karar verdim. bundan bir kaç yıl önce de bu modelden kestirmiştim ve çok hoşuma gitmişti.bon jovi olmuştum adeta.
ve işte merali bu saçlarla hayal ediyorum:
meralin de bir kerecik olsun aslan yelesi kestirmesini istiyorum. o artık serpil çakmaklı olur.
yaw bu konuyu da birisi daha önce yazmış.şimdi onun yazdıkları aklıma geliyor, o yüzden bu konuda daha fazla yazmak istemiyorum.halbuki bi sürü şey vardı aklımda, neyse.
geçen hafta ankaraya gittiğimde zamandan kazanmak için burger king e girdim.dışarıdan bakıldığında kimse görünmüyordu ama içeri girince aslında kalabalık olduğunu anladım ama girmiş bulundum bir kere.bekle bekle sıra gelmez,çocuk da biraz uyuşuktu.burger king e giriş gerekçem geçerliliğini kaybetmeye başlıyordu.durumum diner dash de diğer karakterlere göre daha az sabır gösteren yeşil saçlı ve yeşil tayyörlü zenci iş kadını gibi olmuştu. aynı onun gibi tepkiler veriyordum.oynarken onun o hallerine çok gülmüştüm ama şimdi hiç komik değildi bu durum. yemeğimi yarım kalp kala aldım. ama bu seferde yer kalmadığı için daha önce kırmızı birinin oturduğu yere oturmak zorunda kaldım, bonus da alamadım. o da çok saçma be .yemeğe en fazla 40 dolar veriyorsun ama aynı renkte birisinin daha önce oturduğu yere oturursan en az 100 dolar veriyorsun. ama yarım kalple oturduğum için yemeğe fazla para vermemiş gibi oldum.
saçlarımı aslan yelesi kestirmeye karar verdim. bundan bir kaç yıl önce de bu modelden kestirmiştim ve çok hoşuma gitmişti.bon jovi olmuştum adeta.
alttaki resmin resmin saçlarla ilgisi yok ama çok hoş gerçekten.
ve işte merali bu saçlarla hayal ediyorum:
meralin de bir kerecik olsun aslan yelesi kestirmesini istiyorum. o artık serpil çakmaklı olur.hikaye yazayım diyorum ama kendimi o kadar çok düşünüyorum ki, kendim dışında başka bir dünya hayal edemiyorum. bensiz olur mu , lütfen?
28 Aralık 2009 Pazartesi
dilenci vapuru rocks
yazamadım işte napıyım.bayaa bayaa meşguldüm. aklıma da olağan üstü şeyler de gelmedi.bugüne kadar yazdıkların çok mu olağanüstüydü derseniz, evet öyleydi.
bugün aşı oldum. evet oldum.hafif bir sersemlik ve uyku durumu var o kadar. kimse aşı olmayınca, önünde upuzun bir kuyruk varken bir anda açılan 2. vezneyle kuyruğun yarı yarıya inmesi gibi hemen sıra bana geldi (bkz. bir önceki post ,sıra gelmez endişesi). aslında epeydir aklımdaydı. bu hafta ankaraya gitmeyecek olmam ve ocak ayında 2. bir salgın beklenmesi sebebiyle en uygun zamanın bu hafta olduğuna karar verdim.
blog dünyasında ne yaptım nasıl ettiysem sadece türkiş bloglarda gezebiliyorum. bir bakıma iyi de oldu.Dilenci vapuru bloguna rastladım. çok hoşlandım, beğendim. en sevdiğim yanlarından birisi oldukça sık yazması. izlediğim bloglar kısmına ekledim, bir zahmet kendiniz şeyapın.en harika dilenci vapuru, en mükemmel dilenci vapuru.dilenci vapuru rocks.
başımda tam 4 tane iş var. ikisi ,yılların(!) öğretmenlik deneyimiyle üstesinden rahatça gelebildiğimi bildiğim işler. diğerlerinden bir tanesi tübitak projesi, önümüzde daha zaman var ama şu ana kadar yaptıklarımız biraz zayıf oldu gibi. o yüzden pek rahat değilim o konuda. diğeri de benim dallı budaklı ,dikenlerle kaplı yolum: doktora meselesi,onu bana hiç sormazsan gerçekten çok sevinirim.
hayatımın şu anda çok hareketli olduğu doğru. ama çok sıkıldım burdan gerçekten, çok yalnız kaldım.niyeyse sanki bir kırismıs filmindeymişimcesine yılbaşı zamanı bu yalnızlığımı daha çok hissediyorum. yılbaşında yanımda arkadaşlarım olsun istiyorum.ilkokuldayken yılbaşını arkadaşlarıyla kutlayan birisiydim. tabiki gece değil.haydi yılbaşı kutlayalım diyerek okuldan sonra birimizin evine giderdik, yemek(öyle özel yemek değil,evde arkadaşın annesi o gün ne pişirdiyse artık-bi keresinde patates yapmıştı kadın alelacele ,yazık-), meyve yerdik, oyun oynardık sonra da daha hava bile kararmadan evlerimize dağılırdık. çok güzel olurdu ama.herhangi bir gün de yapılabilirdi bunlar ama o yılbaşı kutlamasıydı.şimdiki halim ise sucks.
saçlarım süper bu ara ha!uzun saç kullanabilen birisi değilim aslında.ama kestirmeye erindiğim için uzadı da uzadı.(kuaförde aşırı sıkılırım.kuaförler eve hizmet veriyorlar mı veriyorsalar fiyat ne kadar değişiyor?) şimdide yavaş yavaş hoşuma gitmeye başladı. fönden dolayı biraz yıpranmaya başladığını düşündüm ve son 2 aydırda hiç fönlemedim, o da coştu ki nasıl.kabarık kabarık hoşuma gitmeye başladı. saçlarım rocks.
bugün aşı oldum. evet oldum.hafif bir sersemlik ve uyku durumu var o kadar. kimse aşı olmayınca, önünde upuzun bir kuyruk varken bir anda açılan 2. vezneyle kuyruğun yarı yarıya inmesi gibi hemen sıra bana geldi (bkz. bir önceki post ,sıra gelmez endişesi). aslında epeydir aklımdaydı. bu hafta ankaraya gitmeyecek olmam ve ocak ayında 2. bir salgın beklenmesi sebebiyle en uygun zamanın bu hafta olduğuna karar verdim.
blog dünyasında ne yaptım nasıl ettiysem sadece türkiş bloglarda gezebiliyorum. bir bakıma iyi de oldu.Dilenci vapuru bloguna rastladım. çok hoşlandım, beğendim. en sevdiğim yanlarından birisi oldukça sık yazması. izlediğim bloglar kısmına ekledim, bir zahmet kendiniz şeyapın.en harika dilenci vapuru, en mükemmel dilenci vapuru.dilenci vapuru rocks.
başımda tam 4 tane iş var. ikisi ,yılların(!) öğretmenlik deneyimiyle üstesinden rahatça gelebildiğimi bildiğim işler. diğerlerinden bir tanesi tübitak projesi, önümüzde daha zaman var ama şu ana kadar yaptıklarımız biraz zayıf oldu gibi. o yüzden pek rahat değilim o konuda. diğeri de benim dallı budaklı ,dikenlerle kaplı yolum: doktora meselesi,onu bana hiç sormazsan gerçekten çok sevinirim.
hayatımın şu anda çok hareketli olduğu doğru. ama çok sıkıldım burdan gerçekten, çok yalnız kaldım.niyeyse sanki bir kırismıs filmindeymişimcesine yılbaşı zamanı bu yalnızlığımı daha çok hissediyorum. yılbaşında yanımda arkadaşlarım olsun istiyorum.ilkokuldayken yılbaşını arkadaşlarıyla kutlayan birisiydim. tabiki gece değil.haydi yılbaşı kutlayalım diyerek okuldan sonra birimizin evine giderdik, yemek(öyle özel yemek değil,evde arkadaşın annesi o gün ne pişirdiyse artık-bi keresinde patates yapmıştı kadın alelacele ,yazık-), meyve yerdik, oyun oynardık sonra da daha hava bile kararmadan evlerimize dağılırdık. çok güzel olurdu ama.herhangi bir gün de yapılabilirdi bunlar ama o yılbaşı kutlamasıydı.şimdiki halim ise sucks.
saçlarım süper bu ara ha!uzun saç kullanabilen birisi değilim aslında.ama kestirmeye erindiğim için uzadı da uzadı.(kuaförde aşırı sıkılırım.kuaförler eve hizmet veriyorlar mı veriyorsalar fiyat ne kadar değişiyor?) şimdide yavaş yavaş hoşuma gitmeye başladı. fönden dolayı biraz yıpranmaya başladığını düşündüm ve son 2 aydırda hiç fönlemedim, o da coştu ki nasıl.kabarık kabarık hoşuma gitmeye başladı. saçlarım rocks.
11 Kasım 2009 Çarşamba
hah şöyle!
dün benim doğumgünümdü.mükemmel sayıdan asal sayıya geçtim.hangisinin değerli olduğu şimdi anlaşılacak. benim için asal tabiki.bundan iki sene sonra bir asal yaşım daha var (if it exists). bir sonraki asal durak bundan 8 yıl sonra.eğer asal olmayan bir yaşta hayatımda büyük bir değişiklik olursa canım çok sıkılır.içim rahat etmez. hep bir şeylerin eksikliğini duyarım. tam olamam. yaptığım hiçbir iş içime sinmez.bir önceki asal durak bundan 6 yıl önceydi ve epey gençtim, herhangi ciddi bir işe girmek aklımın ucundan geçmiyordu.bundan sonraki durak da çok geç olacağından benim için en uygun yaşın bu yaş olduğu aşikar.bu sene çok farklı bir kaç işi bir arada yürütüyorum. henüz hepsinin de başındayım ve hepsinin de üstesinden gelmek istiyorum. bu işlerin hiçbiri bana para kazandırmadığı gibi bir tanesi beni tırtıklamakta ısrar ediyor.olacak olacak bu sene canını sıkma balım.
domuz gribinden ölümler çoğunlukla beklenilenin aksine önceden belirlenen risk grupları dışındakilerde görülmeye başlanılınca bakanlık risk gruplarında değişiklik yaptı ve bu yeni düzenlemeye göre artık risk grubu içindeyim. sevineyim mi üzüleyim mi bilemedim.düzenlemeden önce aşı olacak mısın diye soranlara risk grubunda olmadığımı ve istesem bile olamayacağımı söyleyip bütün sorumluluğu üstümden atıyordum.gerçi şimdi de bana sıra gelinceye kadar herhangi bir karar verebileceğimi sanmıyorum.daha kışın başındayız ve kendimi tanıyorsam ben bu gribin tadına bakarım.yani aşı olma sırası bana gelince- ki bu sıra bu hızla gidilirse ancak ocak ayında gelir- ben zaten çoktan gribi almış olurum.gribi aldıktan sonra da aşı olmak kadar anlamsız birşey olamaz.anladığım kadarıyla benim bir önceki yazımı üst düzeyde inceleyen bakanlık (ve anladığım kadarıyla başbakan da) benden kurtulma projesinin sonucunu sanki benim seçimimmiş gibi gösterme kararı aldı.sevgili ülkem lütfen meclis grup konuşmalarında konuşulanları üstünüze almayın. ben herşeyi çok iyi görüyorum.herşeyin farkındayım ,lütfen!
domuz gribinden ölümler çoğunlukla beklenilenin aksine önceden belirlenen risk grupları dışındakilerde görülmeye başlanılınca bakanlık risk gruplarında değişiklik yaptı ve bu yeni düzenlemeye göre artık risk grubu içindeyim. sevineyim mi üzüleyim mi bilemedim.düzenlemeden önce aşı olacak mısın diye soranlara risk grubunda olmadığımı ve istesem bile olamayacağımı söyleyip bütün sorumluluğu üstümden atıyordum.gerçi şimdi de bana sıra gelinceye kadar herhangi bir karar verebileceğimi sanmıyorum.daha kışın başındayız ve kendimi tanıyorsam ben bu gribin tadına bakarım.yani aşı olma sırası bana gelince- ki bu sıra bu hızla gidilirse ancak ocak ayında gelir- ben zaten çoktan gribi almış olurum.gribi aldıktan sonra da aşı olmak kadar anlamsız birşey olamaz.anladığım kadarıyla benim bir önceki yazımı üst düzeyde inceleyen bakanlık (ve anladığım kadarıyla başbakan da) benden kurtulma projesinin sonucunu sanki benim seçimimmiş gibi gösterme kararı aldı.sevgili ülkem lütfen meclis grup konuşmalarında konuşulanları üstünüze almayın. ben herşeyi çok iyi görüyorum.herşeyin farkındayım ,lütfen!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


