30 Nisan 2009 Perşembe

atv deki çocuk şarkıcı yarışmasına ilanları sırasında çok tepki gösterdim 'yine çok bilmiş bi sürü çocuk çıkacak kendilerine ait olmayan bi sürü laf edecekler' diye. geçmişte çok örneğini yaşadık (selimcan ıyy! bir de kutay vardı). programı hala izlemedim ama reklamlarında yere oturup (daha doğrusu çömelip) uzun hava okuyan bir çocuk var. o çocuk bana ilkokuldaki sınıf arkadaşım serdar ı hatırlatıyor. serdar öyle pozlara girmezdi gerçi.günün son dersinde öğretmen zilin çalmasını beklerken eğlenelim diye(!) serdara türkü söyletirdi. 'hadi bakalım serdar bize bi şarkı söyle'. serdarın derslerde söylediği 3 türkü vardı. ibrahim tatlısesin son kasetinden 'tren gelir hoş gelir'. serdar ibrahim tatlısese özenirdi bu türküyü söylerken ve öğretmenden de aferini alırdı.bir diğer şarkı ve bence en severek okuduğu bizi de neşeye boğduğu 'çıt çıt çıt çıt çetenede sar bedeni bedene' . şimdi düşündüm de el kadar çocukların hep bir ağızdan sar bedeni bedene diye şarkı söylemesi ne demekmiş? biz coştukça serdar coşardı.ve 3. şarkı 'beyaz gül kırmızı gül güller arasından gelir, yarim giymiş beyaz azya(gerçeği nedir bilmem ama azyanın ilk a sı ibrahim tatlıses gibi okunmalıdır) cuma namazından gelir'. ilkokul öğretmeni çocuklar için çok önemli gerçekten . bir nevi ebeveyn. o yüzden ilkokulda öğretmen değiştirmek çok zor.
çocuklardan bahsetmişken birisi lütfen şu max dondurma reklamlarına bir müdahale etsin. sinirim oynuyo gerçekten.çocukları niye gençlermiş gibi oynatıyolar ? max yiyin kankalar! eğlenceyi maxlayın kankalar! bögh!!!her sene aynı şımarık figür.
şu sıra hiç bir akademik faaliyette bulunmadığımdan bir çeşit boşluğa düştüm. ben aslında öğretmenim. ama bu kpss meselesi yüzünden atanamadım. milli eğitim bu sınavdan yüksek puan alanları atıyor. benim de eğitim puanlarım düşük geliyor. çünkü buna ciddi bir zaman ayırmak gerekiyor. eğitimde çıkan sorular oldukça teorik.bütün eğitim yaklaşımlarını en ince ayrıntısına kadar öğrenmek ve tabiki akılda tutmak gerekiyor. benim hafızam zaten zayıf(açıkçası analitik bir yapıya sahip olmadıkça her hangi bir bilgiyi akılda tutmayı beceremiyorum :tarih bilgileri, eğitim yaklaşımları, hangi filozofun neyi savunduğu(descartes hariç çünkü analitik felsefe , zaten insan başka nasıl düşünebilir?)...)ben nasıl başaracağım bu sınavı? ben de şu sıra milli eğitimin sınavla yüksek puanlı atadığı öğretmenlerin öğrencilerine ders veriyorum.zaten param da kalmamıştı iyi oldu bu ara.amaan zaten benim yolum artık belli.şu anda da çilemi dolduruyorum galiba. ama kaç sene oldu mezun olalı biraz huzura kavuşmak istiyorum. borcumu düşünerek uyanmadığım bir günüm bile yok. bir de kredi yurtlar icraya vermiş bir sürü kişiyi öfff!serdar bir türkü söyle de neşemizi bulalım. çıt çıt çeteneyi söyle serdar.

23 Nisan 2009 Perşembe

23 nisan

ne güzel 23 nisan.
komşunun küçük kızının 23 nisan gösterisini izlemek için tıka basa dolu kapalı spor salonuna gittik . oturacak yer bulamadığımız gibi (merdivende ayakta) havasızlıktan boğulma tehlikesi geçirdik. çocuk gösterisini yapar yapmaz ayrıldık. onun gösterisinin sırası gelene kadar bir sürü çocuk grubunun gösterilerini izledik. iki performanstan birisi kolbastıydı kusacaktım.
the office in neredeyse bütün bölümlerini bitirdim nihayet. en son 22. bölümü galiba.çok seviyorum hatasıyım the office in.hele angelanın jan in bebeğini lahanaların arasına sokup fotoğrafını çekmesi bölümü çok güzeldi. jan de ne manyak çıktı bee. michael ın halleri ,dwight ın doğruları ...çok seviyorum gerçekten.günde 3-4 bölüm izleye izleye 1 ayda bitirdim.
placebo gerçekten ama gerçekten 23 haziranda geliyor türkiyeye. placebo tr den msj geldi hediye bilet veriyoruz diye. bir de yeni klibini 'for what its worth' koymuşlar siteye izleyemedim. ben de orijinal siteden 'battle for the sun' indirdim.beğendim. biletixden baktım 71 tl biletler.ühü ühüü..

16 Nisan 2009 Perşembe

pusula

buradaki 'milyon shop' lardan anahtarlık olarak satılan bir pusula aldım. asıl satılma başlığı anahtarlık maskotu olduğundan onlarca pusula içinden doğru yönü göstereni bulmak biraz zamanımı aldı. en sonunda doğruyu gösteren bir tane bulabildim.çok kalitesiz birşey (çin malı işte), ama o kadar sevindimki bir pusulam olduğuna.sürekli yanımda taşıyorum, mekanizması etkilenmesin diye metallerden uzak tutmaya çalışıyorum, ikide bir çıkarıp anlamsızca yönümü buluyorum. çocukken hesap makineli saat alınca gereksiz yere bir sürü dört işlem yaptığım günler aklıma geldi. o da (ailem çok çabuk bozulacağını bildiğinden) kalitesiz birşeydi (alırken yanımda 'bozar hemen sen ucuzunu ver' demeseler bilmezdim). aslında milyon shop dan derece almaya gitmiştim, pusula aldım çıktım. çok güzel kız. gemi kaptanı olma yolunda büyük bir adım attım bence.
üds den 73.75 aldım. sorulardan birini yapmamışım. onu da doğru yapsaymışım tam 75 alacakmışım.görmedim mi ne yaptım bilmiyorum.
benim cicikuşum marley den daha datlu değil mi lütfen ya?

27 Mart 2009 Cuma

15 kuruş

pazar günü ankaradaydım. üds vardı. sanırım (ya da umarım) 70 alabileceğim.ama 75 i geçebilsem güzel olurdu.
küçük hesap insanıyım. bütün günlerim hesap yaparak geçmiyor tabi. evde kar zarar durumu yaşamadığım için hesaba çok takılmıyorum ama dışarı çıktığım günler-şu sıralar dışarısı benim için ankara- her saniye durum özeti çıkarmaktan başım ağrıyor, kıvrana kıvrana eve dönüyorum. yerde gördüğüm her parayı çok rahat vicdanla alırım. çünkü o parayı benim karşıma hayat çıkarmıştır almazsam nasibimi tepmiş gibi olurum ayıp olur.sonuna kadar da bu düşüncemi savunurum. şimdiye kadar hayat benim yoluma en çok 10 lira çıkardı. onun dışında karşıma çıkanlar genelde 25 kuruşu geçmez. o günde sınavdan çıkıp belediye otobüsüne bindim. otobüs oldukça kalabalıktı. otobüsün orta kısmında yerimi aldım.bir ışık gözümü aldı. hiii. o da nesi. yerde tamı tamına 15 kuruş var. işte kötü bahtıma bir yumruk atma fırsatı.günlük kar hanemde 15 kuruş yerini almalıydı.düşüncemden ,vicdanımdan tamamen emindim. hayat bana 15 kuruşu bu sefer otobüste vermeyi planlıyordu.teklifini değerlendirmek zorundaydım. ama bu sefer etrafımda bir sürü insan vardı ve hepsi de benimle birlikte ayakta duruyordu. benim -aslında bana ait olmayan- 15 kuruşu almak için eğilmem belli bir boşluk gerektiriyordu.o boşluk da o anda orda değildi.biraz düşünüp otobüsün seyrelmesini beklemeye karar verdim.dakikalar geçiyor otobüs seyrelmek bilmiyordu ve ben de durağıma yaklaşmıştım. şimdi karar vermeliydim ' 15 kuruş ürküttüğüm kurbağaya değecek mi?'. almak için ufak bir hamle yaptım ama olacak gibi değildi.göz göre göre 15 kuruşu orada bıraktım ve yine yumruğu yiyen ben oldum.yerdeki 15 kuruşun benim için maddi değeri yoktu artık.almalıydım onu.ben öne geçmeliydim artık ama olmadı.başkası almıştır onu. zarardaydım yine.
geçenlerde bize gelen komşunun torunu bana 'yıldız teyze (evet teyze) sen büyüyünce ne olacaksın ?' dedi.

19 Mart 2009 Perşembe

durumum yok

herşeyi açıklıyor. kendini çok fazla yerin dibine sokmadan, başka bir açıklamaya gerek bırakmadan. oldukça net. ' durumum yok'. her yerde kullanılabilir. durumun olsa bile bahane yerine geçer. ben nasıl akıl edemedim bunca yıldır?hayatıma bu söz dizisini soktuğu için 'flexi card' reklamına teşekkürü bir borç bilirim.bu ifade hakkında çok fazla övgü dolu söz yazmak istiyorum ama ölüyü çok yıkarsak ne olacağını biliyoruz.

evimiz 1. katta olduğundan sokak seslerini oldukça etkili bir şekilde alabiliyoruz. herşeye alıştım da bu kediler beni delirtecek. belediye başkan adaylarının her yılın mart ayında uygulamaya konulacak mart kedisi planı geliştirmelerini istiyorum.benim odanın pencere dibi kötü kedi şerafettinin cihangir parkı gibi oldu. uzunca bir değnek bulup dürtücem 'azdım' diye haykıran kedileri.

evcil hayvan olarak kedi yada köpek düşünmememin sebeplerinden birisi bu (bakımın zorluğu temizlik meselesi bunlarda var). her sene her sene 'ben azdım' diye ortalığı ayağa kaldıracak diye şitrese girerim.

köpekler beni hiç sevmez. köpeklerde benden yayılan 'güvenilmez' sinyalini alan reseptörler var galiba. aradaki mesafe çok uzak bile olsa 'defol burdan, çabuk uzaklaş, görmeyim seni bir daha burada' dercesine havlıyorlar sinirli sinirli. bende onlardan hoşlanmam zaten. ne yapacağı kestirilemeyen bir hayvandır. hiç birşey yokken saldırabilirler.asıl sizsiniz güvenilmez gerizekalılar. hiç sevmiyorum sizi.

kedileri de sevmem sırnaşır dururlar. tırmalar her tarafı, kafasına göre hareket eder, gezer dolaşır günler sonra hiç birşey yokmuş gibi hayatına devam edebileceğini sanır kediler. kimbilir ne yaptın günlerdir.pis.

en güzeli kuş. kuşlar beni çok sever bende onları tabi. hayatımda sahip olduğum hiç bir kuşu satın almadım. ilki (muhabbet kuşu) kaçmış başka bir yerden pencereden içeri giriverdi. beni seçti.sonrada yine kaçarak ayrıldı bizden.çok serseri kuştu gerçekten. ikincisini de(kanarya) arkadaşımız verdi doğar doğmaz şu anda 5 yaşında ve bana aşık tabiki.mevsim geçişlerinde tüy döküyor yani şu anda depresyonda.


Depeche Mode 'wrong ' hastası oldum. parça sanki evrenin başlalangıcından (varsa tabi) beri varmış da depeche mode un kendisini keşfetmesini bekliyormuş gibi. başkası keşfetse yazık olurdu gerçekten.o kadar depeche mode hissi veriyor ki!.şiddetli tavsiyeler efenim....
canlı performansını izlemek istediğim sayılı gruplardan birisi depeche mode.bir diğeri de placebo. ikisi de Türkiye'ye geldi ama durumum yok.

5 Mart 2009 Perşembe

asistan kıyımına son

Bugün CNN türk de asistanların üniversitede sabahlama eylemleri hakkındaki haberi izledim. Konu 50/d lilerin kadro meselesiydi. Lisans eğitiminin ardından çalışma hayatına atılmadan akademik kariyere yönelen kişiler Yüksek lisans ya da doktora öğrenimleri boyunca üniversitede asistan olarak görev alıyorlar ve öğrenimleri sona erince de okuldan ayrılıyorlar. Bu durumu asistanlık görevlerine başlamadan kabul ediyorlar. Haber yayınlanırken hükümetin konuyla ilgili yetkilisi telefonla yayına bağlandı ve bu araştırma görevlilerinin bu durumu göreve başlamadan önce kabul ettiklerini onaylayan bir imza attıklarını dolayısıyla kadro isteme haklarının olmadığını belirten bir konuşma yaptı. ayrıca bu konuşmada yetkili adı geçen 50 /d yasasının lisans eğitiminden sonra kişileri akademik kariyere teşvik ettiğini de söyledi.
Hükümetin (kendi adıma) günü kurtarma politikasını izlediğini biliyorum. Baz tamamen seçim takvimi. Gerçekten akademik kariyerine devam etmek isteyen heyecanlı kişiler bu politikanın kurbanı. yine hükümetin günü kurtarma politikasının bir ürünü olan her ile tabela üniversitesi ve artan üniversite mezunu(!) işsizler ordusunun bir kısmı sadece para kazanmak amacıyla üniversitede kalmak için akademik kariyere yöneliyor. Bir şekilde (torpil) üniversitede 50/d ile iş bulabilenler ise bu sefer de gelecek kaygısına kapılıyorlar.çünkü bu iş size ancak 3-4 yıl kadar kazanç sağlayabilir. Burda akademik kariyere yönelimin sebebi sadece para. İşi sadece düzenli para olarak görenler bunlar. Derdi gerçekten bilim olanlar ayrı.Kafasında sürekli gelecek kaygısı olan biri kendini tam anlamıyla işine veremez galiba. Dolayısıyla da ortaya çok az işe yarar kaliteli eser çıkıyor.

insanları zorla üniversiteye sokup adına üniversite mezunu diyen hükümet keşke bunu ülkenin gerçekten ihtiyacı olduğundan yapsa . her sene daha fazla (niyeyse) genci üniversiteli yapacaz diye kontenjanlar artırılıyor. bu gençler birkaç sene sonra mezun olduklarındaysa işsizler ordusuna adlarını yazdırıyorlar. çok kötü çok.bir kaç sene sonra seçim gelirse başka bişey buluruz.kalitesiz işler.

haber için http://haber.sol.org.tr/mansetler/mansetsag/10023.htmlbenim yazdığımdan birşey anlamayanlar bi zahmet haberi okusun.

Çalıştığım konuda çalışan son kişi zaten makalesinden yararlandığım hocammış . yeni öğrendim. gerçi bunu bana söyleyen hocam da beni devam etmem için gazlama amacıyla söylemiş olabilir. çabuk gaza gelirim.

söylemek istediğim o kadar kişi var matematik bölümünde araştırma görevlisi olarak çalışan. ne biliyim...devam edicem tamam gelmeyin üstüme. bayrağı ben taşıycam!hey yavyum.


Yavyum dedimde bugün kırtasiyede (öğretmendi heralde) bir kadın 'acaba peyami safa nın 'cingöz recai' kitabı var mı 'dedi. bana bir gülme geldi orda. ayıp oldu mu acaba?cingöz recai çok sık kullandığım bir tamlama (tamlama mıdır?)dır. başkasından duyduğum için heralde komik geldi. Hastasıyım türk filmlerinin.

Tezin savunmasından çok evrak işleri daha bezdirici.bende asistan istiyorum.şu işleri yapsın benim için.yarın yine ankaradayım koşturacam öfff.



21 Şubat 2009 Cumartesi

reklamlar+ali tezel

tv bağımlısıyım.hele ki boşluğa düştüğüm şu günlerde iyice müptelası oldum.en son mezun olacağım sene böyle olmuştu. 'everybody loves raymond' u izlemek için dersi asıp eve geliyordum.ama eğitim dersiydi. çok sıkıcıydı. dersten önce çalışıp gidiyordu herkes, sonra hoca derste şekil olarak soruyu nasıl yorumladığımızı ölçmek isteyen fakat özünde, önceden çalışılmış o cevapların sınıfta birkez daha telafuz edilmesini amaçlayan sorular soruyordu. ben de her seferinde şekle kandığımdan aklımca kendi yorumumla soruyu değerlendirmeye çalışıyordum. bunun karşılığında hoca da beni ,hafif acıma duygusuyla birlikte, ne söylediğimi sonuna kadar dinliyor; kendini , beklediği önceden çalışılmış cevaplar geldiğinde heyecanlanmaya saklıyordu. ve sınıftaki 'gözdeler' bu cevapları sırasıyla kendi yorumlarıymış gibi ortalığa salmaya başlayınca ben sınıfın salağı oluyordum tabi.etrafımı birdenbire 'ne diyo bu salak' diye yüksek sesle söylenen düşünce balonları sarıyordu. evet eğitim dersleri işte böyleydi. bu derslerdeki bunun gibi tek tük çıkışlarım dışında ağzımı açmadan dersin bitmesini bekliyordum.aslında lisede de eğitim derslerimiz vardı.orda da oldukça etkisiz bir elemandım,ama lisede herkeşler öyle olduğundan garipsemiyordum heralde.ama neyseki matematik öyle değil.

nasıl başladım nereye geldim.
işte bu sıkıcı derslerden olabildiğince kaçmak benim için ruhumu kurtarma operasyonu haline gelmişti.ben de devamsızlığımın sınırlarını zorlayarak 'everybody loves raymond' a takmıştım kafamı .galiba o dizide de kendimi robert la özdeşleştirdim.

o zaman da şimdiki gibi reklamları bile izliyor hepsi hakkında yorum yapmaya çalışıyordum.

lipton poşet çay reklamındaki adamı her izlediğimde yüzümde acı bir sırıtış beliriyor. hele de satranç oynarken sorunu çözememiş çocuğa 'ipucu' vermek için at taklidi yapmıyor mu,işte orda aklıma bir sürü soru takılıyor.bu adam bu reklamda bu rolü yapmak için kaç para aldı?içine sindi mi?yönetmen ilk çekişte mi tamam dedi yoksa gerçekten denedi ama bir noktadan sonra bıkkınlıkla olduğu gibi kabul etmeye mi karar verdi?firma sahipleri bunu mu istiyordu?mal gibi bir adam kimse kusura bakmasın.antipatik, basit,baştan savma!ama reklam müziğini sevdim. yazık olmuş müziğe!bi izleyin.

bir de aptamil junior var. işte kadının çocuğu 1 yaşına girmiş de çocuğu herşeylerini arkadaşlarıyla paylaşıyormuş da mikropları da paşlaşıyormuş...bu sırada ekranda çocuğun annesi yanındayken arkadaşının üzerine hapşurduğu kaşığı anasının gözünün önünde alıp ağzına götürmesini ve kadının da bunu seyretmesini izliyoruz. sonra 'çocuğumu nasıl koruyabilirim 'diyor. mal gibi bakacağına alsana kaşığı elinden.hadi yanında olmadığı bir zamandan bahsetseler neyse!bir de bu reklamın çocuğunu gezdirirken yaşlı teyzenin nispet yaparmışcasına annesinin gözü önünde önce hapşurup sonra göstere göstere çocuğun başını okşaması var.hiç samimi değil.

kanal 7 de bu sabah türk filmi vardı(türk filmlerinin hastasıyım yakalayınca bırakmam). reklamları da izledim. bir reklam nestle bir reklam başka marka formundaydı. bir kaç gün önce filistin saldırıları sırasında israil ürünlerine karşı ambargo çağrısı(doğru bir ifade mi oldu bilmiyorum) maili aldım.bu ürünler arasında dikkatimi çekenlerden birisi de nestleydi.nestlenin ürünlerinin (gerek çikolata gerekse kahve olsun, ayrıca nestleden tişört kazanmışlığım var) yakın takipçisiyim.bana gelen ambargo maili israili hedef alan(haliyle) kanal 7 nin takındığı tavırlara benzer ifadeler taşıyordu. yani söylemek istediğim paralel iki doğrudan çok çakışık iki doğru gibiydiler. bana gelen bu mailden sonra kanal 7 de ikide bir(gerçek anlamda) nestle reklamının çıkmasını garipsedim. umarım benim anladığımı doğru anlatabilmişimdir. tabi ticaret denebilir, tabi meşru bağlantıları olmadıklarını söyleyebilirler ama ne biliyim, galiba şu günlerde ki yolsuzlukları ortaya çıkarma rüzgarına mı kapıldım nedir?kendi çapımda bir şeyler mi yapıyorum?işte bir yandan ambargo diyosun bir yandan da paradan geçemiyosun gibi...sadece düşünce.

hayatımın kısa bir süre de olsa bir döneminde ali tezel gibi olmak istiyorum. onun sınavına çok iyi çalışmış çalışkan öğrenci halinin hastasıyım. tabi program önceden hazırlanıyor, sorular ve cevapları belli ama yine de insan hiç mi karıştırmaz ,duraksamaz, notlarına bakmak istemez?gerçekten kısa bir dönem de olsa cevaplarımdan bu kadar emin olmak isterdim.