8 Mayıs 2010 Cumartesi

anneee!


korkunç değil mi?artifical intelligence daki uzaylılara benziyor.
moda insanları böyle mi görüyor.

4 Mayıs 2010 Salı

aklı güzel

nasıl başlayayım bilemedim.
argümanlarımın iyileştirilmesi projesi kapsamında bir dizi sınava gireceğim aşikardı. efenim ingilişce sınavları, ales falan.şu günlerde gündemde ales sınavı var. sınava girmek için cuma ankaraya gitme işini erteledim ve pazar sabahı 9:30 da olan sınava yetişmek için sabah saat 3 te en güzel uykularımdan uyanarak zavallı babamı da uyandırarak otobüse bindim. herşey olağan seyrinde gelişti ve saat 6:30 da ankaradaydım. sınava daha saatler vardı, önce kahvemi içmeliydim(eğer içmezsem sersemliğim katlanarak büyür.). kahve konusundaki katkılarından dolayı STARBUCKS a teşekkürü bir borç bilirim. çok büyük bir boşluğu dolduruyor. pazar günü sabah 7 de nerden bulursun kahveyi? kahvemi güzelce hüplettikten ve hüpletirken saat 8 e kadar oyalandıktan sonra sınav yerini bilmediğimden dolayı 8 de yola çıktım ve benim için bilinmez olan fakat aslında oldukça merkezi bir yerde bulunan sınav mahaline kısa sürede ulaştım. Allah'ım herşey ne kadar da mükemmel gidiyordu.okulun önünde de epeyce bekledikten sonra sınıflara alınmaya başlandık güzelce kapıdan geçtim, çişlerimi falan hallettikten sonra sınıfa doğru yöneldim.sırama doğru ilerledim ve o da nesi? yerimde başka biri oturuyor.ama nasıl olur.ösym hata yapmış, inanılmaz.yerimde oturan kızla bu durumu anlamaya çalışırken görevli geldi bir süre de onunla inceledik durumu.sonra yerime oturan kız durumu farketti.' ama sizin sınav tarihiniz 9 mayıs' neeyyyy?ilk tepkim 'kafaya baaak!' oldu. o anda beni anlatan resim şuydu:




amerikan filmlerinden, dizilerinden salak durumuna düşen kişinin kendini boynuzla süslemesi ifadesi. iyice amerikan özentisi olduğum da bu sayede ortaya çıktı. blogumda görünen ilk resmimin bu olmasını istemezdim ama böylece hakettiğim cezayı da aldığımı düşünüyorum.


orada bulunanlar için anlaşılabilir bir durumdu ya da bana öyle davrandılar o sırada. ben gittikten sonra ikisinin birden 'gerizekalı' dediğine neredeyse eminim.ankarada kalıyor olsam basit bir şaşkınlık hali diye geçiştirebilirdim. ama sınava girmek için katlandıklarımı hatırladıkça sinirlerimi hoplata hoplata binadan ayrıldım. kendimi çoğunlukla dışardan izlediğim için olayın komikliğiyle kah kendi kendime gülerek ve yaptığım salaklığın etkisiyle kah kızarak manik depresif yüz ifadesiyle teyyy balgattan beşevlere yürüdüm.o sırada oldukça kalınlaştığı için kafamı kıracak kadar sert bir zemin bulamadım. milli kütüphane önündeki adada duran havaya doğru sivriltilmiş garip yapı bunun için uygun gibi göründü ;gözüme gelir diye vazgeçtim ( göze gelmesi şeysi ,alıntı:modern sabahlar).

yıllar önce meralin gölbaşı macerası aklıma geldi. artık benim maceram onun yerini alır sanıyorum. hey Allah'ım o kadar masraf, uykularım(benim uykularım sizinkilere göre biraz daha değerlidir.)...

eee şimdi napıyım diye dolanırken biraz geziyim bari diyerek ankamall e gittim. saat 11 den 2 ye kadar gezdim dolaştım her yerleri karıştırdım. sonra ucuz tükanlardan birinden chip puanlarımla 14.99 a bir gömlek aldım.zararla başlayan günüme gününü göstermiş oldum.

benim aklımda -niye bilmiyorum- sınav tarihi 2 mayıs kalmış. olur olur..

artık eskisi gibi her hafta almasamda yolculuktaki eşsiz refakatleri dolayısıyla mizah dergilerini takip ediyorum. daha penguen bile ortada yokken leman da en sevdiğim yazar-çizerlerden birisi metin fidan uykusuza geçmiş, iyi de olmuş.

bugün flash tv(arayan flash tv de çok malzeme bulabilir.) de türk filmi Feride ye rastladım. emel sayının filmi. filmin her sahnesi ayrıca incelenmeye değer. ama burda emel sayın feride şarkısını söylerkenki sahnesinden bahsedeceğim. efenim emel sayın şarkıyı söylerken 'feride' kısımlarını söyleyen arka vokalleri diyorum. belki assolistin sesinin güzelliği daha net ortaya çıksın diye bu uygulama yapılıyor olabilir ama bu filmdeki vokaller korkunç bir sese sahip.boru gibi erkek vokaller. emel sayın şakırken bülbüller gibi, arkada 'feride , feride ' diye homurdanan adamlar hiç olmamış.aynı filmde plajda danseden(bunu gerçekten merak ediyorum: eskiden plajda diskovari danslar gerçekten yapılıyor muydu?güneşin altında manyak gibi) tek sıra halinde dizilmiş gençlerin yanına 4 tane deli adam gelip plajın güzelini seçiyoruz, seçtik diyip emel sayını omuzlarına alarak kaçırıyorlar.şarkılarla dolmayan film süresini abuk subuk sahnelerle doldurmaya çalışmışlar. o filmdeki en sevdiğim sahnelerden birisi de feridenin kız kardeşleri rolündeki kızların emel sayın sahnede şarkı söylerken arkada zıplayarak gitar çalmaları. çok hoş ama.

11 Nisan 2010 Pazar

yes we can

epey oldu yazmayalı evet.
o kadar meşguldüm ki. bir kere tübitak sergisi hazırlıkları vardı, bütün mart ayı boyunca onunla ilgilendim.efenim ankara bölge 3. sü olduk.hedef türkiye finaliydi ama bu sonuç da beni tatmin etti.okulun da sonuçtan memenun olması çok hoşuma gitti. insanın çalıştığı yerin kıymet bilir olması alışık olmadığım bir durum. gelecek sene için şimdiden çalışmalara başlamamı istediler.aslında güzel bir iş ama yol çok fena,bana bir çare yarabbim.
çorumdaki bazı okullar bölge 3. sü olmayla hava attılar, prim yapmaya çalıştılar. çok şaşırdım. neyse banane.
bir ara eskişehire gittim. gezdiğim yerleri söyleyince dinleyenler görülmesi gereken her yeri görmüşsün dediler. beğendim ama, kendi içinde kompakt bir şehir.
sonra bir dizi sınava girdim. hepisi ingilişceydi.birisi üds idi. diğeri de odtünün sınavı.odtünün 2. aşamasında writing kısmında yazdım yazdım en sona havalı olsun diye bir soru cümlesi ekledim. ama daha sonra 'ridicilious' yerine 'redicilous' tipi bir şey yazdığımı farkettim. umarım okuyan 'saçma' demek olduğunu anlar ve cümlenin güzelliğinin ve final etkisinin bu küçücük yazım hatasına kurban gitmemesi gerektiği sonucuna ulaşır.bakalım nolacak. son anda farkına vardığım, denemeye karar verdiğim ve başvurduğum bir sınavdı.herşey bir anda oldu.
dersane yavaş yavaş sinirimi bozmaya başladı.başladığım işi sonuna kadar götürme amacımla, hoşgörümün suistimal edilmemesi amacım çakışıyor. köprüleri atabilirim. belli ki bu sene kökten değişim senesi.çok heyecanlı .yes we can.

17 Şubat 2010 Çarşamba

bana ne olmadı?

küçüklüğümde yaşadığım bir olayı annem hep anlatır.hatırlayamadığım yaşlardan bahsediyorum.en fazla 2 veya 3.bu hikayeyi her dinlediğimde de ağlamamak için kendimi zor tutarım.çünkü o durumda ne hissettiğimi hatırlayamasam bile bu hissin kesinlikle nasıl bir şey olduğunu biliyorum.olay şöyle: annemle eczaneye gitmişiz, ben raflardaki oyuncaklara uzaktan hayran hayran bakıyor ama elimi uzatıp bir tanesine bile dokunmuyormuşum.annem bu olayı o yaşta bu faziletli davranışı sergilememden dolayı övgüyle anlatıyor.benim için ise tamamen hüzünlü bir durum. bir kere olay kesinlikle benim o yaşlarda faziletli davranışın ne olduğunu bildiğimi göstermiyor çünkü o yaşlardaki bir çocuk bunun doğruluğunu tartacak kadar ahlaki yönden gelişmiş değildir.normal olan o çocuğun en azından dokunmak için oyuncağa uzanmasıdır.yani istemesidir. Allah aşkına bundan daha normal birşey var mı dünyada?peki o zaman ben niye uzanmamıştım? çok iyi biliyorum:çünkü daha önce yabancı bir yerde hiç bir şey istenmemesi gerektiğini acıyla öğrenmiştim.biz küçükken annem çok sinirliydi.çok bağırırdı ve bu beni korkuturdu.insan annesinden korkmamalı bence. böylece bu bilgiyi hiç bir yerde hiç bir şey istememeye genelledim. kimseden hiç bir yardım istememek, istemeyi bilmemek.ailemden bile bir şey isterken kusacak gibi oluyorum.istemek bana ayıp diye öğretildi.istediğimde korktum.istemeyi bilmediğimden hiç bir şey yok elimde.
şu anda bunları çok kötü bir ruh haliyle yazıyorum.burası rahat.eğer derdimi başkasıyla paylaşırsam ondan zaman ve şefkat istemiş olurum.
bugün yatarken uykuya dalmadan önce ne düşüneceğime sabahtan karar vermiştim. ya da verdirilmiştim, belliydi neyin hayalini kuracağım ama akşam öyle kötü bir an yaşadım ki,oracıkta o lafları ederken dilim kopsaydı yeriydi.nasıl telafi olur, bundan sonra hayatım nasıl devam eder bilmiyorum.her zaman samimiyetsiz bir durum olur mu, yoksa eski daha az zararsız günlerime geri dönüş imkanı olur mu onu da bilmiyorum. aslında tamamen yanlış anlaşıldım.benim ağzımdan çıkan sözler zamanın büküldüğü yerden kıvrılıp kulaklara başka türlü yerleşti.bir anda aile içinde sadece kendini düşünen iğrenç bir yaratığa dönüştüm.burada bahsetmeyeceğim tabi ama neleri feda ettiğimden kimsenin haberi yok.son bir kaç gündür yaşadığım her şey bu fedakarlıkların bir sonucuydu.
tabi herkesin derdi var, Allah sağlık versin. öyle pişmanım ki yaptığım herşeyden, bundan sonra ne yapsam boş.bir boşverebilsem. 'amaaan' desem içten bir şekilde.düşünmesem ne olacak ,nasıl olacak diye.aslında düşünme be yıldız, ne yaparsan olmaz ne yaparsan olur. madem bir etkide bulunamıyorsun, niye uğraşacaksın ki!olacaksa olur. olmayacaksa boşuna debelenme.koyver gitsin.
bugün onuru gördüm karşı kaldırımdaydı. koyu yeşil atkımsı bir aksesuar vardı boynunda. o ara bir 'acaba?' dedim.ama ferhat güzel modeli değildi en azından bağlanma şekli.

5 Şubat 2010 Cuma

iyiyim iyi

bugün özgürlüğümün ilk günü.
bir bağlayıcı olmadan hayatını sürdürmek garipmiş.okulla resmi ilişkim sona erdi.artık her hafta ankaraya gitmek yok.doğumgünü yazımda bu asal yaşın bana büyük bir değişiklik getirmesi gerektirdiğini yazmıştım. işte getirdi.bahsettiğim böylesi değildi ama yine de büyük bir değişiklik gerçekten. şu anda tamamen özgür olduğumu hissediyorum. bütün planlarım ankara odaklıydı. bir bocalama olacak tabi ama eminim en hayırlısı bu olacak.
inatçı yapım sayesinde hiç kimsenin varlığından bile haberdar olmadığı sorunlarla boğuşarak y.lisansımı tamamladım. aslında tamamen benim inadım sayesinde oldu.y. lisansın başlarında her hafta derse yetişmek için sabah 5 arabasına bindim. akrabalarımın yanında kalmaya zorlandım. durumumda asla bir iyileşme olmadı.4 sene boyunca ankaraya yerleşmenin bir fırsatını yakalayamadım. bu konuda tamamen yalnızdım. yerleşmeden devam etmek çok zor olmaya başlamıştı artık. böylece sürünerek ancak y.lisansımı bitirebildim.ankara beni kusmuştu.
okuldan da sürekli şikayet edip duruyordum zaten. belki size kendimi iyi hissettirme çabası gibi görünebilir ama kesinlikle bağımsız hissediyorum. istediğim okula başvurabilirim olur ya da olmaz.
devam etmeyi bugüne kadarki emeğimin boşa gitmemesi için istiyorum.
anneme başka okulu deneyeceğimi söyledim. bu itiraf, hani bir hikayede sevgilisine tarak almak için (neyiniydi ya?) kendisi için değerli bir eşyasını satması ama kızın da o değerli şeyi kullanması için gereken malzemeyi almak için saçlarını satması gibi annemin kuzenimle ev tutmamı önermesi anında geldi. gerek kalmadı dedim.
şimdi bir kaç kişiye daha söylemeliyim bunu,örneğin dersanedeki bir kaç hocaya. çünkü bazı sınıflara doktora öğrencisi olduğumu söyleyip (ne alakaysa) benim adıma prim yaptırmaya çalışmışlar. sanırım şöyle oldu:hocalardan birinin tayininin çıkmasıyla onun yerine geçici olarak benim girmem kararlaştırılınca sınıflarda baş gösteren huzursuzluğa önlem olması amacıyla çocukların gözlerinde onlar için bilinmez ama bayaa yüksek olduğunu düşündükleri derecemi kullandılar. halbüse benim doktora yapıyor olmamın onların gelişimine zerre etkisi yok. valla çok acaip ülke burası be!birisi de ' ee, napalım?' dese ne cevap verilir bilmiyorum.
aslında bir kaç reklam için reklamlar 2 başlıklı bir yazı tasarlıyorum.çok eğlenicez.
biraz daha biriktireyim de.

24 Ocak 2010 Pazar

şu anda

BI-RA-KI-YO-RUM

BI
rakmak için bir sürü sebep vardı.baştan beri problemliydi. okulun kapısından girerken adımlarım geri geri gidiyordu, danışmanımı değiştirdiler, yöneticilerle tartıştım, mimlendim, benimle hiç ilgisi olmayan hocalar bile bu işe karışmaktan kendilerini alamadılar, yönetime yaranmak adına daha düne kadar 'aman ne kadar iyisin, başarırsın, becerirsin' leri sıralayan bir tanesi ders ekleme bırakmada bile sorun çıkardı. ve onun dediği oldu. sindirildim.
RA
rahatsızlık veren durumlardan birisi de bazı hocaların beni odalarına çağırıp tamamen haklı olduğuma benimle birlikte kanaat getirip sözde yanımda olmalarıydı. aslında beni o kadar umursadıklarını düşünmüyorum daha doğrusu biliyorum. ama ben olsam öğrencime biraz sahip çıkardım. en azından bir yol arardım. 'yapacak bir şey yok 'demek daha mı kolay?
KI
sa doktora maceramla birlikte bu okuldan hocaların tek tek ne kadar şikayetçi olduğunu, makam düşkünü insanların güçlerini küçük öğrenciler üstüne basarak biraz daha pekiştirdikleri ve bu güçten memnun olmayan diğer bilim insanlarının sindirilmeyi öğrendiklerine şahit oldum. odalarda kapılar kapalıyken çok atılıp tutuluyor ama neden bu uygulamanın yapıldığını sormaya bile yaklaşılmıyor.bu güç gösterisinin kime ne faydası var.kimin haberi oldu. kimin canı sıkıldı benden başka. belki de diğer okullarda da böyle.
YO
yorulmuştum da biraz aslında. her ne kadar bu cümle kendimi rahatlatma düşüncesi gibi gözükse de yol beni gerçekten yordu.bir türlü ankaraya yerleşmeyi beceremedim.önceden o kadar yıpratmıyordu, her hafta sabah 5 arabasıyla bile derse yetişmeye çalışıyordum. ama şimdi öyle değil. herşey problem oluyor.kalmak zorunda olduğun günler ise daha beter sorun.
RUM
rumuz: sıkkıncan

soru: peki şimdi ne olacak?
cevap:dur azıcık biraz. daha annemlere söylemedim. aslında beni kırmamak için destekler görünüyorlar ama harcadığım zamana, paraya, emeğe benden çok acıyorlar.aslında okulda yaşadığım problemlerden haberleri var, bu kararım anlamlı gelebilir ama bilemiyorum.
söyledikten sonra bu seneyi boş geçicem ve başka bir okul denemeyi düşüneceğim.ve bunun için argümanlarımı (moda terim) geliştirmeye çalışacağım. ankara veya başka bir yer. belki de kalır bu iş burada, eğer hayatım başka bir yöne doğru kayarsa tabi!yani öyle bir şey olur ki umrumda olmaz mesela.
kendi kendimi teselli edemiyorum.mantıklı düşünemiyorum,saplanıp kalıyorum.bu büyük bir eksiklik,başkası yapmalı bunu bana.
bu kararımın beni rahatlatması gerekiyor değil mi?beni şu anda rahatsız eden bundan sonra ne olacağı. bakalım.

18 Ocak 2010 Pazartesi

izdüşümü

umudun benim için var olduğu, türlü türlü hayaller kurduğum, hayatımın dümeninin sadece bende olduğuna inandığım ilk gençlik yıllarım...sık sık hatırlıyorum.bir keresinde gençlik ya da çocukluk günlerini çok sık hatırlayan, o günleri özlemle anan kişiler için bu durumun depresyon belirtisi olduğunu duymuştum ya da okumuştum. o günlerden de aklımda yer etmiş bir televizyon programı İZDÜŞÜM. TRT3 de pazartesi günleri 2 saat süren, ilimizde ulaşabileceğimiz tek yabancı müzik kaynağı. programın adı izdüşüm ama arkadaşlarımdan birinin bu ismi özellikle ya da bilmeyerek İZDÜŞÜMÜ olarak telafuz etmesi. mesela 'dün akşam izdüşümü izlediniz mi?' yerine 'bu akşam izdüşümünü izlediniz mi?' demesi.
yaw bu konuyu da birisi daha önce yazmış.şimdi onun yazdıkları aklıma geliyor, o yüzden bu konuda daha fazla yazmak istemiyorum.halbuki bi sürü şey vardı aklımda, neyse.

geçen hafta ankaraya gittiğimde zamandan kazanmak için burger king e girdim.dışarıdan bakıldığında kimse görünmüyordu ama içeri girince aslında kalabalık olduğunu anladım ama girmiş bulundum bir kere.bekle bekle sıra gelmez,çocuk da biraz uyuşuktu.burger king e giriş gerekçem geçerliliğini kaybetmeye başlıyordu.durumum diner dash de diğer karakterlere göre daha az sabır gösteren yeşil saçlı ve yeşil tayyörlü zenci iş kadını gibi olmuştu. aynı onun gibi tepkiler veriyordum.oynarken onun o hallerine çok gülmüştüm ama şimdi hiç komik değildi bu durum. yemeğimi yarım kalp kala aldım. ama bu seferde yer kalmadığı için daha önce kırmızı birinin oturduğu yere oturmak zorunda kaldım, bonus da alamadım. o da çok saçma be .yemeğe en fazla 40 dolar veriyorsun ama aynı renkte birisinin daha önce oturduğu yere oturursan en az 100 dolar veriyorsun. ama yarım kalple oturduğum için yemeğe fazla para vermemiş gibi oldum.

saçlarımı aslan yelesi kestirmeye karar verdim. bundan bir kaç yıl önce de bu modelden kestirmiştim ve çok hoşuma gitmişti.bon jovi olmuştum adeta.



hey yavrum.



alttaki resmin resmin saçlarla ilgisi yok ama çok hoş gerçekten.








ve işte merali bu saçlarla hayal ediyorum:

meralin de bir kerecik olsun aslan yelesi kestirmesini istiyorum. o artık serpil çakmaklı olur.




hikaye yazayım diyorum ama kendimi o kadar çok düşünüyorum ki, kendim dışında başka bir dünya hayal edemiyorum. bensiz olur mu , lütfen?