28 Aralık 2009 Pazartesi

dilenci vapuru rocks

yazamadım işte napıyım.bayaa bayaa meşguldüm. aklıma da olağan üstü şeyler de gelmedi.bugüne kadar yazdıkların çok mu olağanüstüydü derseniz, evet öyleydi.
bugün aşı oldum. evet oldum.hafif bir sersemlik ve uyku durumu var o kadar. kimse aşı olmayınca, önünde upuzun bir kuyruk varken bir anda açılan 2. vezneyle kuyruğun yarı yarıya inmesi gibi hemen sıra bana geldi (bkz. bir önceki post ,sıra gelmez endişesi). aslında epeydir aklımdaydı. bu hafta ankaraya gitmeyecek olmam ve ocak ayında 2. bir salgın beklenmesi sebebiyle en uygun zamanın bu hafta olduğuna karar verdim.
blog dünyasında ne yaptım nasıl ettiysem sadece türkiş bloglarda gezebiliyorum. bir bakıma iyi de oldu.Dilenci vapuru bloguna rastladım. çok hoşlandım, beğendim. en sevdiğim yanlarından birisi oldukça sık yazması. izlediğim bloglar kısmına ekledim, bir zahmet kendiniz şeyapın.en harika dilenci vapuru, en mükemmel dilenci vapuru.dilenci vapuru rocks.
başımda tam 4 tane iş var. ikisi ,yılların(!) öğretmenlik deneyimiyle üstesinden rahatça gelebildiğimi bildiğim işler. diğerlerinden bir tanesi tübitak projesi, önümüzde daha zaman var ama şu ana kadar yaptıklarımız biraz zayıf oldu gibi. o yüzden pek rahat değilim o konuda. diğeri de benim dallı budaklı ,dikenlerle kaplı yolum: doktora meselesi,onu bana hiç sormazsan gerçekten çok sevinirim.
hayatımın şu anda çok hareketli olduğu doğru. ama çok sıkıldım burdan gerçekten, çok yalnız kaldım.niyeyse sanki bir kırismıs filmindeymişimcesine yılbaşı zamanı bu yalnızlığımı daha çok hissediyorum. yılbaşında yanımda arkadaşlarım olsun istiyorum.ilkokuldayken yılbaşını arkadaşlarıyla kutlayan birisiydim. tabiki gece değil.haydi yılbaşı kutlayalım diyerek okuldan sonra birimizin evine giderdik, yemek(öyle özel yemek değil,evde arkadaşın annesi o gün ne pişirdiyse artık-bi keresinde patates yapmıştı kadın alelacele ,yazık-), meyve yerdik, oyun oynardık sonra da daha hava bile kararmadan evlerimize dağılırdık. çok güzel olurdu ama.herhangi bir gün de yapılabilirdi bunlar ama o yılbaşı kutlamasıydı.şimdiki halim ise sucks.
saçlarım süper bu ara ha!uzun saç kullanabilen birisi değilim aslında.ama kestirmeye erindiğim için uzadı da uzadı.(kuaförde aşırı sıkılırım.kuaförler eve hizmet veriyorlar mı veriyorsalar fiyat ne kadar değişiyor?) şimdide yavaş yavaş hoşuma gitmeye başladı. fönden dolayı biraz yıpranmaya başladığını düşündüm ve son 2 aydırda hiç fönlemedim, o da coştu ki nasıl.kabarık kabarık hoşuma gitmeye başladı. saçlarım rocks.

11 Kasım 2009 Çarşamba

hah şöyle!

dün benim doğumgünümdü.mükemmel sayıdan asal sayıya geçtim.hangisinin değerli olduğu şimdi anlaşılacak. benim için asal tabiki.bundan iki sene sonra bir asal yaşım daha var (if it exists). bir sonraki asal durak bundan 8 yıl sonra.eğer asal olmayan bir yaşta hayatımda büyük bir değişiklik olursa canım çok sıkılır.içim rahat etmez. hep bir şeylerin eksikliğini duyarım. tam olamam. yaptığım hiçbir iş içime sinmez.bir önceki asal durak bundan 6 yıl önceydi ve epey gençtim, herhangi ciddi bir işe girmek aklımın ucundan geçmiyordu.bundan sonraki durak da çok geç olacağından benim için en uygun yaşın bu yaş olduğu aşikar.bu sene çok farklı bir kaç işi bir arada yürütüyorum. henüz hepsinin de başındayım ve hepsinin de üstesinden gelmek istiyorum. bu işlerin hiçbiri bana para kazandırmadığı gibi bir tanesi beni tırtıklamakta ısrar ediyor.olacak olacak bu sene canını sıkma balım.
domuz gribinden ölümler çoğunlukla beklenilenin aksine önceden belirlenen risk grupları dışındakilerde görülmeye başlanılınca bakanlık risk gruplarında değişiklik yaptı ve bu yeni düzenlemeye göre artık risk grubu içindeyim. sevineyim mi üzüleyim mi bilemedim.düzenlemeden önce aşı olacak mısın diye soranlara risk grubunda olmadığımı ve istesem bile olamayacağımı söyleyip bütün sorumluluğu üstümden atıyordum.gerçi şimdi de bana sıra gelinceye kadar herhangi bir karar verebileceğimi sanmıyorum.daha kışın başındayız ve kendimi tanıyorsam ben bu gribin tadına bakarım.yani aşı olma sırası bana gelince- ki bu sıra bu hızla gidilirse ancak ocak ayında gelir- ben zaten çoktan gribi almış olurum.gribi aldıktan sonra da aşı olmak kadar anlamsız birşey olamaz.anladığım kadarıyla benim bir önceki yazımı üst düzeyde inceleyen bakanlık (ve anladığım kadarıyla başbakan da) benden kurtulma projesinin sonucunu sanki benim seçimimmiş gibi gösterme kararı aldı.sevgili ülkem lütfen meclis grup konuşmalarında konuşulanları üstünüze almayın. ben herşeyi çok iyi görüyorum.herşeyin farkındayım ,lütfen!

21 Ekim 2009 Çarşamba

durun ümitlerim etmeyin durun!

meyhaneye geri döndüm.yok ben burdan çıkamıycam.
domuz gribi konusunda manyak gibi bişey oldum. herkes ayrı birşey söylüyor hepsi de o anda inandırıcı geliyor. zaten endişelensem korkudan ölsem bile hiçbir risk grubuna dahil olmadığımdan elimden birşey gelmez.hükümet beni gözden çıkardı galiba. sağlık bakanlığı görevlileri aşının kimlere uygulanacağını belirlerken 'efendiiim peki yaşı 30 a dayanmış fakat hala üretime (hatta kendine) hiç bir katkısı olmayan, depresif , gelecekten beklentisi kaybolan, söylenip duran grubu ne yapacağız? aşıyı boşa harcamayalım. böylece işsizlik problemini de kökten çözmüş oluruz!nasıl fikir? bence bu tarihi fırsatı kaçırmayalım.'yorumu üzerine listeden çıkarılan grup içinde olduğumu düşünüyorum. diğer taraftan aşının ortaya çıkmasıyla 'aşıyı önce biz aldık, herkeşten uyanığız' sloganlarıyla seçmenin etkilenmesi fikri de çok uzak gelmiyor bana.yani bu gerçekten sağlık bakanlığının bir başarısıdır ve görev bilinciyle vatandaşını düşünerek 40 milyon aşıyı uygulamaya karar vermiştir (bu sonuca 40 milyonun içinde olmadığım gerçeğinden yola çıkarak ulaşıyorum, yani benden ve benim gibilerden kurtulma düşüncesi) ya da bu bir tribünlere oynama taktiğidir. bütün bu tartışmalar içinde en hoşuma giden şey yıllar sonra osman durmuşu televizyonda tekrar görmek oldu. bence osman durmuşun şarbon tehlikesi zamanında uyguladığı politika çok başarılıydı.ve o politikanın hiç bir 2. düşüncesi de yoktu.'ağzınıza burnunuza yakın açmayın kardeşim zarfları!' yalan mı?
televizyonda sağlık programlarını izlemiyorum aslında ama mehmet öz ün programını izledim bir kere. programın anonsu sanki program türkiye de yapılacak anlamı taşıyordu. ya da bana öyle geldi. türkiye de yapılsaydı o program, seyircilerden soru alma aşamasında teyzenin biri çıkıp 'yavrııım ben yıllardır sol dizimden çekiyorum.gitmediğim doktor , girmediğim kaplıca kalmadı, etme bana bi ilaç yaz yavrııım, sarı merhem verdiydi zamanında bi doktor o iyi geldiydi.bi daha bulamadım o merhemden, hemi oğlum?' derdi ve mehmet öz o durumda ne söylerdi ne yapardı bilmiyorum.mehmet öz türkiye ye ara ara gelip mecburi hizmet yapsa ilaç yazsa hep keşke.
geçen gün atv haberin sonunda karton kağıdı gagasıyla kesen rizeli bir vatandaşa ait olan papağanın haberi yapıldı.

4 Ekim 2009 Pazar

anlam ve önem

' Allah bana yükselmeyi nasip ettiyse, o yükselmeye layık olduğumu kanıtlayacak şeyler kısmet etsin!'
Namık Kemal, Cezmi
arasam bulamazdım.

2 Ekim 2009 Cuma

kazıklı voyvoda

sinir oluyorum (keşke sinüs olsaydım).
sanki yeterince problemim yokmuş gibi durduk yerden sorunlar çıkıyor ordan burdan. bugüne kadar kimsenin başına gelmemiş problemler bende vücut buluyor. sabrımın sonundayım. bir doktora öğrencisi, çalışma alanı ,konusu , kimle çalışacağı belliyken danışmanı değiştirilir mi? yani şu satırları yazarken sinirden parmaklarım titriyor.dünyanın hangi bölgesinde görülmüş bir doktora öğrencisinin çalışma alanını zorla değiştirmek.ağzımla istemiyorum dedim .artık daha fazla ne yapılır bilmiyorum.gerizekalılar.harcayın bakalım.ben size yar olur muyum?burnunuzdan getirmezsem bana da yıldız demesinler. ben bunu sindiremem.
çok sinirliyim bi içimi boşaltıyım dedim.zaten kimse de okumuyor.

26 Temmuz 2009 Pazar

peter naumoski kimdir?

14 gün olmuş yazmayalı. 14 gündür telefon üstüne telefon , mesaj üstüne mesaj 'vay bizi alıştırdın da şimdi niye yazmıyosun? ne yapacağımızı şaşırdık. mal gibi etrafta dolanıyoruz, akşamı zor ediyoruz, yıldızın bloğu fun club tartışma grubumuzda konuşacak konu kalmadı, lütfen bir kaç cümle olsun esirgeme bizden!' bir ısrar bir rica inanılmaz.
lisedeyken basketbol favori spor dalıydı.ben de bir şekilde basketbol dünyasında aktif bir rol alabildim.lise basketbol takımındaydım. o zamanlar pek başarılı değildik. en büyük başarımız 4 takımlı bir turnuvada 3. lük kupasına sahip olmaktı (4. takım yeni kurulan bir takımdı ve bedencinin 'kızlar bu maçı alırsanız size benden yaş pasta!' pekiştirecinin etkisiyle) o zamanlar basketbol favorilerimiz arasında yer alan efes pilsenli bir basketbol oyuncusunun adı bir türlü aklıma gelmiyordu.zaten çok da fazla şey düşünmediğimden hergün mutlaka 5 dakika kadar oturup ciddi ciddi hatırlamaya çalışıyordum.böylece aylar geçti ve nihayet geçen gün bir blogda rastladım.peter naumoski.ismi ilk okuyunca da bu sefer 'peter naumoskii, peter naumoskiii..Allah Allah çok tanıdık geliyor kimdi bu naumoski?' diye bir 5 dakika daha harcadım (beynimin örüntüleri arasında belirgin bir kopukluk var farkındayım).sonunda benim için bilinmez olan bu iki veriyi birleştirdim ve rahatladım. matematikçilerin unutkanlıkları meşhurdur (özendiği gruba dahil olmak isteyen zavallılar gibi kendimi matematikçiler sınıfına soktum.'biz matematikçiler ehee..böyleyizdir'...)unutkanlıklarıyla ilgili pek çok hikaye var tabi ama hocalarımdan birinin sürekli anlattığı bir tanesini paylaşayım(o da anlattığını unutuyor) matematikçinin birisi rüzgarlı bir günde yolda yürürken sigarasını yakmak istemiş fakat rüzgardan arkasını dönmüş ve sigarasını yakıp bu sefer ters yönde yürümeye devam etmiş (anlamayan varsa bi zahmet yorum kısmında sorsun, yorum yazın beee.)peter naumoskiyi niye sevdiğimizi hatırlamıyorum.yakışıklı bile değilmiş(lise kız öğrencisi için birine hayran olmadaki tek ölçüt).
ay belgeselini izledim.uzaya meraktan kaynaklanan bir hayranlığım var.uzaya bir kere olsun çıkabilmek için bütün birikimimi harcamaya hazırım(hangi birikimini yıldız?).gözlerim hafif yaşararak ve ağzım açık bir şekilde televizyona kitlendim.etkileniyorum böyle şeylerden. beni etkilemek isteyen bir adam beni uzaya çıkarsın yeter.ne pırlanta yüzük ne de zengin bir hayat tek isteğim bu!uçak yolculuklarının bile hastasıyım.küçücük pencereden başımı çeviremiyorum.
uzaydan konu açılmışken harika bir teorim var mevsimlerin kayması konusunda.dünyanın güneş etrafında dönüş süresi evrenin genişlemesinin doğal bir sonucu olarak artmış olabilir.evrenin büyüklüğünün yanında güneşle dünya arasındaki uzaklık önemsenmez ama çok küçük bile olsa dönüş süresindeki ufak bir artış bizim için hayati bir önem arzeder (zaten dönüş süresindeki son 6 saatten acaip işkillenmekteyim.tamsayı olması ve 24 ün böleni olması çok büyük tesadüf. gerçi 60 lık sistemi benimseyen insanlık bu süreye göre sistemi geliştirmiş olabilir.ama bu seferde tarihler tutmuyor.babiller romalılardan önce bu süreyi hesaplamış olamazlar???hesaplasalardı bu 365 gün 6 saati onların uzun uğraşlarından önce belirlerler ve romalıları bu eziyetten kurtarırlardı.eğer romalılar pisagorun tarikatındaki gibi bildiklerini gizleyen bir topluluksalar ve sırf biz bulduk diye hava atmak istiyosalar bilmem.bilim tarihi bu tür insanlarla dolu, thales en önde gideni.)önemsenmeyen küçük bir değişiklik zaman içinde birikip mevsimlerin kaymasına sebep olur.mevsim geçişlerinde de bunu hissederiz.nasıl teori? bu zamana kadar nasıl akıl edemediler hayret?bence uzay otoriteleri benim bu teorime ödül olarak bana bir uzay seyahati hediye edebilirler.makul bir hediye .
bloglar arasında dolaşırken çok güzel bir albümün linkini buldum ve hemen indirdim.rapidshareden. 'god help the girl-funny little frog' dinleyin lütfen.kaç gündür dinliyorum.linkide bi zahmet kendiniz bulun.linkin park(ıyygh akşam akşam). bu sıralar bi ara da nouvelle vague dinler olmuş idim.placebonun yeni albümünü ilk çıktığında 1 hafta kadar dinledim ama sonra kaldırdılar.düşmedide daha, bekliyoruz bakalım.
yorum yazın kız!yalnızlıktan ne yapacağımı şaşırdım.hayali arkadaşlarım var adı charlie sarışın uzun boylu.oda arkadaşım.etrafımda insanlar varken yanımda olmuyor yalnızken hemen yanımda bitiveriyor.
başlıkları ünlülerden seçmeye karar verdim.google arayınca blogum çıksın da reklam olayım elaleme diye.

13 Temmuz 2009 Pazartesi

wimbledon yıllık bülteni


efendim roland garros üzerine neredeyse destan yazdın wimbledon biteli bir hafta oldu sesin çıkmadı.izleyemedim!nerede yayınlandığını bilmiyordum. cnntürk ün uyuşuk yayın anlayışı yüzünden!maçlar oynanırken de uydu yayınını kesiyormuş o yüzden hiiiç haberim olmadı. mal gibi trt 3 e bakıp durdum.bir de şikayet ettim akdeniz oyunlarını (olimpiyat diye mi geçiyodu yoksa) vereceğine wimbledonu verseya diye!yazık oldu valla. çok da güzel maç olmuş öyle diyolar.samprasın rekorunu kırmış federer.gerçekten son 10 yılda kaçırdığım ilk wimbledon finali.üzgünüm. gerçi öğrencim de vardı yine de izleyemezdim ama neyse.

trt 3 de ağzım açık tenis maçı beklerken akdeniz oyunlarında bayanlar voleybol yarı finallerine denk geldim. türkiye - hırvatistan.son izlediğimden bu yana takım tamamen değişmiş.eskilerden bir neslihan,seda ve esra kalmış. aralarında en sevdiğim neslihandır (yani demir yumruk) .neslihan işine kendini adar. kendisi severek oynar izleyiciye de bütün heyecanını taşır.2 aylık hamileyken maça çıktığı bilinir. çok da güzel kızdır nazarım değmesin.yeniler de fena değil biraz fazla heyecanlılar o kadar. voleybolun bir cinsiyeti varsa kesin kızdır. erkekler boşuna voleybol oynamasın.

yaz mevsiminden pek hoşlanmam.sıcak, günler uzun, hele bir de (aylardan temmuz ise ,söylemezsem çatlar idim) çorum gibi sıkıcılığından ödün vermeyen bir ilde bir türlü bitmek bilmiyor. bir de çok güzel oluyormuş gibi festival yapmıyolarmı!tantanadan başka bir şey değil.güney tatiline gitmeyi zaten karşılayamam da karşılayabilsem bile istemezük.hiç anlamıyorum malak gibi güneşin altında saatlerce yatanları.güneşin altında malak gibi yatmak deyince aklıma eda taşpınar geldi( eda taşpınar acaba ismimi google da yazınca ne çıkıyor diye merak edip bütün başlıklara tıklayıp benim blogda güneşin altında saatlerce yatan malak sıfatıyla anıldığını görse nece olur?)yıllarca eda taşpınarı güneşlenirkenki görüntüsü dışında görmüşlüğüm yok idi. kanallardan birinde moda programı yapmaya başlamış.ekranda adı yazmasa yine bilmeyecektim.ama güzel kızmış (deminki olasılığı hesaba katıp durumu kurtarma çabası). yani güneş deniz ikilisi bana göre değil.zaten doğru dürüst yüzemem de. benim sudaki halim yüzmeden çok hayatta kalma meselesine benzer.keşke yayla turizmi affordable by me olsaydı. delimiyim zaten sıcak bir de parayı iyice yanmak için harcıycam.hiç aklı yok bu milletin valla.
sen çok akıllısın.