BI-RA-KI-YO-RUM
BI
bırakmak için bir sürü sebep vardı.baştan beri problemliydi. okulun kapısından girerken adımlarım geri geri gidiyordu, danışmanımı değiştirdiler, yöneticilerle tartıştım, mimlendim, benimle hiç ilgisi olmayan hocalar bile bu işe karışmaktan kendilerini alamadılar, yönetime yaranmak adına daha düne kadar 'aman ne kadar iyisin, başarırsın, becerirsin' leri sıralayan bir tanesi ders ekleme bırakmada bile sorun çıkardı. ve onun dediği oldu. sindirildim.
RA
rahatsızlık veren durumlardan birisi de bazı hocaların beni odalarına çağırıp tamamen haklı olduğuma benimle birlikte kanaat getirip sözde yanımda olmalarıydı. aslında beni o kadar umursadıklarını düşünmüyorum daha doğrusu biliyorum. ama ben olsam öğrencime biraz sahip çıkardım. en azından bir yol arardım. 'yapacak bir şey yok 'demek daha mı kolay?
KI
kısa doktora maceramla birlikte bu okuldan hocaların tek tek ne kadar şikayetçi olduğunu, makam düşkünü insanların güçlerini küçük öğrenciler üstüne basarak biraz daha pekiştirdikleri ve bu güçten memnun olmayan diğer bilim insanlarının sindirilmeyi öğrendiklerine şahit oldum. odalarda kapılar kapalıyken çok atılıp tutuluyor ama neden bu uygulamanın yapıldığını sormaya bile yaklaşılmıyor.bu güç gösterisinin kime ne faydası var.kimin haberi oldu. kimin canı sıkıldı benden başka. belki de diğer okullarda da böyle.
YO
yorulmuştum da biraz aslında. her ne kadar bu cümle kendimi rahatlatma düşüncesi gibi gözükse de yol beni gerçekten yordu.bir türlü ankaraya yerleşmeyi beceremedim.önceden o kadar yıpratmıyordu, her hafta sabah 5 arabasıyla bile derse yetişmeye çalışıyordum. ama şimdi öyle değil. herşey problem oluyor.kalmak zorunda olduğun günler ise daha beter sorun.
RUM
rumuz: sıkkıncan
soru: peki şimdi ne olacak?
cevap:dur azıcık biraz. daha annemlere söylemedim. aslında beni kırmamak için destekler görünüyorlar ama harcadığım zamana, paraya, emeğe benden çok acıyorlar.aslında okulda yaşadığım problemlerden haberleri var, bu kararım anlamlı gelebilir ama bilemiyorum.
söyledikten sonra bu seneyi boş geçicem ve başka bir okul denemeyi düşüneceğim.ve bunun için argümanlarımı (moda terim) geliştirmeye çalışacağım. ankara veya başka bir yer. belki de kalır bu iş burada, eğer hayatım başka bir yöne doğru kayarsa tabi!yani öyle bir şey olur ki umrumda olmaz mesela.
kendi kendimi teselli edemiyorum.mantıklı düşünemiyorum,saplanıp kalıyorum.bu büyük bir eksiklik,başkası yapmalı bunu bana.
bu kararımın beni rahatlatması gerekiyor değil mi?beni şu anda rahatsız eden bundan sonra ne olacağı. bakalım.
24 Ocak 2010 Pazar
18 Ocak 2010 Pazartesi
izdüşümü
umudun benim için var olduğu, türlü türlü hayaller kurduğum, hayatımın dümeninin sadece bende olduğuna inandığım ilk gençlik yıllarım...sık sık hatırlıyorum.bir keresinde gençlik ya da çocukluk günlerini çok sık hatırlayan, o günleri özlemle anan kişiler için bu durumun depresyon belirtisi olduğunu duymuştum ya da okumuştum. o günlerden de aklımda yer etmiş bir televizyon programı İZDÜŞÜM. TRT3 de pazartesi günleri 2 saat süren, ilimizde ulaşabileceğimiz tek yabancı müzik kaynağı. programın adı izdüşüm ama arkadaşlarımdan birinin bu ismi özellikle ya da bilmeyerek İZDÜŞÜMÜ olarak telafuz etmesi. mesela 'dün akşam izdüşümü izlediniz mi?' yerine 'bu akşam izdüşümünü izlediniz mi?' demesi.
geçen hafta ankaraya gittiğimde zamandan kazanmak için burger king e girdim.dışarıdan bakıldığında kimse görünmüyordu ama içeri girince aslında kalabalık olduğunu anladım ama girmiş bulundum bir kere.bekle bekle sıra gelmez,çocuk da biraz uyuşuktu.burger king e giriş gerekçem geçerliliğini kaybetmeye başlıyordu.durumum diner dash de diğer karakterlere göre daha az sabır gösteren yeşil saçlı ve yeşil tayyörlü zenci iş kadını gibi olmuştu. aynı onun gibi tepkiler veriyordum.oynarken onun o hallerine çok gülmüştüm ama şimdi hiç komik değildi bu durum. yemeğimi yarım kalp kala aldım. ama bu seferde yer kalmadığı için daha önce kırmızı birinin oturduğu yere oturmak zorunda kaldım, bonus da alamadım. o da çok saçma be .yemeğe en fazla 40 dolar veriyorsun ama aynı renkte birisinin daha önce oturduğu yere oturursan en az 100 dolar veriyorsun. ama yarım kalple oturduğum için yemeğe fazla para vermemiş gibi oldum.
saçlarımı aslan yelesi kestirmeye karar verdim. bundan bir kaç yıl önce de bu modelden kestirmiştim ve çok hoşuma gitmişti.bon jovi olmuştum adeta.
ve işte merali bu saçlarla hayal ediyorum:
meralin de bir kerecik olsun aslan yelesi kestirmesini istiyorum. o artık serpil çakmaklı olur.
yaw bu konuyu da birisi daha önce yazmış.şimdi onun yazdıkları aklıma geliyor, o yüzden bu konuda daha fazla yazmak istemiyorum.halbuki bi sürü şey vardı aklımda, neyse.
geçen hafta ankaraya gittiğimde zamandan kazanmak için burger king e girdim.dışarıdan bakıldığında kimse görünmüyordu ama içeri girince aslında kalabalık olduğunu anladım ama girmiş bulundum bir kere.bekle bekle sıra gelmez,çocuk da biraz uyuşuktu.burger king e giriş gerekçem geçerliliğini kaybetmeye başlıyordu.durumum diner dash de diğer karakterlere göre daha az sabır gösteren yeşil saçlı ve yeşil tayyörlü zenci iş kadını gibi olmuştu. aynı onun gibi tepkiler veriyordum.oynarken onun o hallerine çok gülmüştüm ama şimdi hiç komik değildi bu durum. yemeğimi yarım kalp kala aldım. ama bu seferde yer kalmadığı için daha önce kırmızı birinin oturduğu yere oturmak zorunda kaldım, bonus da alamadım. o da çok saçma be .yemeğe en fazla 40 dolar veriyorsun ama aynı renkte birisinin daha önce oturduğu yere oturursan en az 100 dolar veriyorsun. ama yarım kalple oturduğum için yemeğe fazla para vermemiş gibi oldum.
saçlarımı aslan yelesi kestirmeye karar verdim. bundan bir kaç yıl önce de bu modelden kestirmiştim ve çok hoşuma gitmişti.bon jovi olmuştum adeta.
alttaki resmin resmin saçlarla ilgisi yok ama çok hoş gerçekten.
ve işte merali bu saçlarla hayal ediyorum:
meralin de bir kerecik olsun aslan yelesi kestirmesini istiyorum. o artık serpil çakmaklı olur.hikaye yazayım diyorum ama kendimi o kadar çok düşünüyorum ki, kendim dışında başka bir dünya hayal edemiyorum. bensiz olur mu , lütfen?
28 Aralık 2009 Pazartesi
dilenci vapuru rocks
yazamadım işte napıyım.bayaa bayaa meşguldüm. aklıma da olağan üstü şeyler de gelmedi.bugüne kadar yazdıkların çok mu olağanüstüydü derseniz, evet öyleydi.
bugün aşı oldum. evet oldum.hafif bir sersemlik ve uyku durumu var o kadar. kimse aşı olmayınca, önünde upuzun bir kuyruk varken bir anda açılan 2. vezneyle kuyruğun yarı yarıya inmesi gibi hemen sıra bana geldi (bkz. bir önceki post ,sıra gelmez endişesi). aslında epeydir aklımdaydı. bu hafta ankaraya gitmeyecek olmam ve ocak ayında 2. bir salgın beklenmesi sebebiyle en uygun zamanın bu hafta olduğuna karar verdim.
blog dünyasında ne yaptım nasıl ettiysem sadece türkiş bloglarda gezebiliyorum. bir bakıma iyi de oldu.Dilenci vapuru bloguna rastladım. çok hoşlandım, beğendim. en sevdiğim yanlarından birisi oldukça sık yazması. izlediğim bloglar kısmına ekledim, bir zahmet kendiniz şeyapın.en harika dilenci vapuru, en mükemmel dilenci vapuru.dilenci vapuru rocks.
başımda tam 4 tane iş var. ikisi ,yılların(!) öğretmenlik deneyimiyle üstesinden rahatça gelebildiğimi bildiğim işler. diğerlerinden bir tanesi tübitak projesi, önümüzde daha zaman var ama şu ana kadar yaptıklarımız biraz zayıf oldu gibi. o yüzden pek rahat değilim o konuda. diğeri de benim dallı budaklı ,dikenlerle kaplı yolum: doktora meselesi,onu bana hiç sormazsan gerçekten çok sevinirim.
hayatımın şu anda çok hareketli olduğu doğru. ama çok sıkıldım burdan gerçekten, çok yalnız kaldım.niyeyse sanki bir kırismıs filmindeymişimcesine yılbaşı zamanı bu yalnızlığımı daha çok hissediyorum. yılbaşında yanımda arkadaşlarım olsun istiyorum.ilkokuldayken yılbaşını arkadaşlarıyla kutlayan birisiydim. tabiki gece değil.haydi yılbaşı kutlayalım diyerek okuldan sonra birimizin evine giderdik, yemek(öyle özel yemek değil,evde arkadaşın annesi o gün ne pişirdiyse artık-bi keresinde patates yapmıştı kadın alelacele ,yazık-), meyve yerdik, oyun oynardık sonra da daha hava bile kararmadan evlerimize dağılırdık. çok güzel olurdu ama.herhangi bir gün de yapılabilirdi bunlar ama o yılbaşı kutlamasıydı.şimdiki halim ise sucks.
saçlarım süper bu ara ha!uzun saç kullanabilen birisi değilim aslında.ama kestirmeye erindiğim için uzadı da uzadı.(kuaförde aşırı sıkılırım.kuaförler eve hizmet veriyorlar mı veriyorsalar fiyat ne kadar değişiyor?) şimdide yavaş yavaş hoşuma gitmeye başladı. fönden dolayı biraz yıpranmaya başladığını düşündüm ve son 2 aydırda hiç fönlemedim, o da coştu ki nasıl.kabarık kabarık hoşuma gitmeye başladı. saçlarım rocks.
bugün aşı oldum. evet oldum.hafif bir sersemlik ve uyku durumu var o kadar. kimse aşı olmayınca, önünde upuzun bir kuyruk varken bir anda açılan 2. vezneyle kuyruğun yarı yarıya inmesi gibi hemen sıra bana geldi (bkz. bir önceki post ,sıra gelmez endişesi). aslında epeydir aklımdaydı. bu hafta ankaraya gitmeyecek olmam ve ocak ayında 2. bir salgın beklenmesi sebebiyle en uygun zamanın bu hafta olduğuna karar verdim.
blog dünyasında ne yaptım nasıl ettiysem sadece türkiş bloglarda gezebiliyorum. bir bakıma iyi de oldu.Dilenci vapuru bloguna rastladım. çok hoşlandım, beğendim. en sevdiğim yanlarından birisi oldukça sık yazması. izlediğim bloglar kısmına ekledim, bir zahmet kendiniz şeyapın.en harika dilenci vapuru, en mükemmel dilenci vapuru.dilenci vapuru rocks.
başımda tam 4 tane iş var. ikisi ,yılların(!) öğretmenlik deneyimiyle üstesinden rahatça gelebildiğimi bildiğim işler. diğerlerinden bir tanesi tübitak projesi, önümüzde daha zaman var ama şu ana kadar yaptıklarımız biraz zayıf oldu gibi. o yüzden pek rahat değilim o konuda. diğeri de benim dallı budaklı ,dikenlerle kaplı yolum: doktora meselesi,onu bana hiç sormazsan gerçekten çok sevinirim.
hayatımın şu anda çok hareketli olduğu doğru. ama çok sıkıldım burdan gerçekten, çok yalnız kaldım.niyeyse sanki bir kırismıs filmindeymişimcesine yılbaşı zamanı bu yalnızlığımı daha çok hissediyorum. yılbaşında yanımda arkadaşlarım olsun istiyorum.ilkokuldayken yılbaşını arkadaşlarıyla kutlayan birisiydim. tabiki gece değil.haydi yılbaşı kutlayalım diyerek okuldan sonra birimizin evine giderdik, yemek(öyle özel yemek değil,evde arkadaşın annesi o gün ne pişirdiyse artık-bi keresinde patates yapmıştı kadın alelacele ,yazık-), meyve yerdik, oyun oynardık sonra da daha hava bile kararmadan evlerimize dağılırdık. çok güzel olurdu ama.herhangi bir gün de yapılabilirdi bunlar ama o yılbaşı kutlamasıydı.şimdiki halim ise sucks.
saçlarım süper bu ara ha!uzun saç kullanabilen birisi değilim aslında.ama kestirmeye erindiğim için uzadı da uzadı.(kuaförde aşırı sıkılırım.kuaförler eve hizmet veriyorlar mı veriyorsalar fiyat ne kadar değişiyor?) şimdide yavaş yavaş hoşuma gitmeye başladı. fönden dolayı biraz yıpranmaya başladığını düşündüm ve son 2 aydırda hiç fönlemedim, o da coştu ki nasıl.kabarık kabarık hoşuma gitmeye başladı. saçlarım rocks.
11 Kasım 2009 Çarşamba
hah şöyle!
dün benim doğumgünümdü.mükemmel sayıdan asal sayıya geçtim.hangisinin değerli olduğu şimdi anlaşılacak. benim için asal tabiki.bundan iki sene sonra bir asal yaşım daha var (if it exists). bir sonraki asal durak bundan 8 yıl sonra.eğer asal olmayan bir yaşta hayatımda büyük bir değişiklik olursa canım çok sıkılır.içim rahat etmez. hep bir şeylerin eksikliğini duyarım. tam olamam. yaptığım hiçbir iş içime sinmez.bir önceki asal durak bundan 6 yıl önceydi ve epey gençtim, herhangi ciddi bir işe girmek aklımın ucundan geçmiyordu.bundan sonraki durak da çok geç olacağından benim için en uygun yaşın bu yaş olduğu aşikar.bu sene çok farklı bir kaç işi bir arada yürütüyorum. henüz hepsinin de başındayım ve hepsinin de üstesinden gelmek istiyorum. bu işlerin hiçbiri bana para kazandırmadığı gibi bir tanesi beni tırtıklamakta ısrar ediyor.olacak olacak bu sene canını sıkma balım.
domuz gribinden ölümler çoğunlukla beklenilenin aksine önceden belirlenen risk grupları dışındakilerde görülmeye başlanılınca bakanlık risk gruplarında değişiklik yaptı ve bu yeni düzenlemeye göre artık risk grubu içindeyim. sevineyim mi üzüleyim mi bilemedim.düzenlemeden önce aşı olacak mısın diye soranlara risk grubunda olmadığımı ve istesem bile olamayacağımı söyleyip bütün sorumluluğu üstümden atıyordum.gerçi şimdi de bana sıra gelinceye kadar herhangi bir karar verebileceğimi sanmıyorum.daha kışın başındayız ve kendimi tanıyorsam ben bu gribin tadına bakarım.yani aşı olma sırası bana gelince- ki bu sıra bu hızla gidilirse ancak ocak ayında gelir- ben zaten çoktan gribi almış olurum.gribi aldıktan sonra da aşı olmak kadar anlamsız birşey olamaz.anladığım kadarıyla benim bir önceki yazımı üst düzeyde inceleyen bakanlık (ve anladığım kadarıyla başbakan da) benden kurtulma projesinin sonucunu sanki benim seçimimmiş gibi gösterme kararı aldı.sevgili ülkem lütfen meclis grup konuşmalarında konuşulanları üstünüze almayın. ben herşeyi çok iyi görüyorum.herşeyin farkındayım ,lütfen!
domuz gribinden ölümler çoğunlukla beklenilenin aksine önceden belirlenen risk grupları dışındakilerde görülmeye başlanılınca bakanlık risk gruplarında değişiklik yaptı ve bu yeni düzenlemeye göre artık risk grubu içindeyim. sevineyim mi üzüleyim mi bilemedim.düzenlemeden önce aşı olacak mısın diye soranlara risk grubunda olmadığımı ve istesem bile olamayacağımı söyleyip bütün sorumluluğu üstümden atıyordum.gerçi şimdi de bana sıra gelinceye kadar herhangi bir karar verebileceğimi sanmıyorum.daha kışın başındayız ve kendimi tanıyorsam ben bu gribin tadına bakarım.yani aşı olma sırası bana gelince- ki bu sıra bu hızla gidilirse ancak ocak ayında gelir- ben zaten çoktan gribi almış olurum.gribi aldıktan sonra da aşı olmak kadar anlamsız birşey olamaz.anladığım kadarıyla benim bir önceki yazımı üst düzeyde inceleyen bakanlık (ve anladığım kadarıyla başbakan da) benden kurtulma projesinin sonucunu sanki benim seçimimmiş gibi gösterme kararı aldı.sevgili ülkem lütfen meclis grup konuşmalarında konuşulanları üstünüze almayın. ben herşeyi çok iyi görüyorum.herşeyin farkındayım ,lütfen!
21 Ekim 2009 Çarşamba
durun ümitlerim etmeyin durun!
meyhaneye geri döndüm.yok ben burdan çıkamıycam.
domuz gribi konusunda manyak gibi bişey oldum. herkes ayrı birşey söylüyor hepsi de o anda inandırıcı geliyor. zaten endişelensem korkudan ölsem bile hiçbir risk grubuna dahil olmadığımdan elimden birşey gelmez.hükümet beni gözden çıkardı galiba. sağlık bakanlığı görevlileri aşının kimlere uygulanacağını belirlerken 'efendiiim peki yaşı 30 a dayanmış fakat hala üretime (hatta kendine) hiç bir katkısı olmayan, depresif , gelecekten beklentisi kaybolan, söylenip duran grubu ne yapacağız? aşıyı boşa harcamayalım. böylece işsizlik problemini de kökten çözmüş oluruz!nasıl fikir? bence bu tarihi fırsatı kaçırmayalım.'yorumu üzerine listeden çıkarılan grup içinde olduğumu düşünüyorum. diğer taraftan aşının ortaya çıkmasıyla 'aşıyı önce biz aldık, herkeşten uyanığız' sloganlarıyla seçmenin etkilenmesi fikri de çok uzak gelmiyor bana.yani bu gerçekten sağlık bakanlığının bir başarısıdır ve görev bilinciyle vatandaşını düşünerek 40 milyon aşıyı uygulamaya karar vermiştir (bu sonuca 40 milyonun içinde olmadığım gerçeğinden yola çıkarak ulaşıyorum, yani benden ve benim gibilerden kurtulma düşüncesi) ya da bu bir tribünlere oynama taktiğidir. bütün bu tartışmalar içinde en hoşuma giden şey yıllar sonra osman durmuşu televizyonda tekrar görmek oldu. bence osman durmuşun şarbon tehlikesi zamanında uyguladığı politika çok başarılıydı.ve o politikanın hiç bir 2. düşüncesi de yoktu.'ağzınıza burnunuza yakın açmayın kardeşim zarfları!' yalan mı?
televizyonda sağlık programlarını izlemiyorum aslında ama mehmet öz ün programını izledim bir kere. programın anonsu sanki program türkiye de yapılacak anlamı taşıyordu. ya da bana öyle geldi. türkiye de yapılsaydı o program, seyircilerden soru alma aşamasında teyzenin biri çıkıp 'yavrııım ben yıllardır sol dizimden çekiyorum.gitmediğim doktor , girmediğim kaplıca kalmadı, etme bana bi ilaç yaz yavrııım, sarı merhem verdiydi zamanında bi doktor o iyi geldiydi.bi daha bulamadım o merhemden, hemi oğlum?' derdi ve mehmet öz o durumda ne söylerdi ne yapardı bilmiyorum.mehmet öz türkiye ye ara ara gelip mecburi hizmet yapsa ilaç yazsa hep keşke.
geçen gün atv haberin sonunda karton kağıdı gagasıyla kesen rizeli bir vatandaşa ait olan papağanın haberi yapıldı.
domuz gribi konusunda manyak gibi bişey oldum. herkes ayrı birşey söylüyor hepsi de o anda inandırıcı geliyor. zaten endişelensem korkudan ölsem bile hiçbir risk grubuna dahil olmadığımdan elimden birşey gelmez.hükümet beni gözden çıkardı galiba. sağlık bakanlığı görevlileri aşının kimlere uygulanacağını belirlerken 'efendiiim peki yaşı 30 a dayanmış fakat hala üretime (hatta kendine) hiç bir katkısı olmayan, depresif , gelecekten beklentisi kaybolan, söylenip duran grubu ne yapacağız? aşıyı boşa harcamayalım. böylece işsizlik problemini de kökten çözmüş oluruz!nasıl fikir? bence bu tarihi fırsatı kaçırmayalım.'yorumu üzerine listeden çıkarılan grup içinde olduğumu düşünüyorum. diğer taraftan aşının ortaya çıkmasıyla 'aşıyı önce biz aldık, herkeşten uyanığız' sloganlarıyla seçmenin etkilenmesi fikri de çok uzak gelmiyor bana.yani bu gerçekten sağlık bakanlığının bir başarısıdır ve görev bilinciyle vatandaşını düşünerek 40 milyon aşıyı uygulamaya karar vermiştir (bu sonuca 40 milyonun içinde olmadığım gerçeğinden yola çıkarak ulaşıyorum, yani benden ve benim gibilerden kurtulma düşüncesi) ya da bu bir tribünlere oynama taktiğidir. bütün bu tartışmalar içinde en hoşuma giden şey yıllar sonra osman durmuşu televizyonda tekrar görmek oldu. bence osman durmuşun şarbon tehlikesi zamanında uyguladığı politika çok başarılıydı.ve o politikanın hiç bir 2. düşüncesi de yoktu.'ağzınıza burnunuza yakın açmayın kardeşim zarfları!' yalan mı?
televizyonda sağlık programlarını izlemiyorum aslında ama mehmet öz ün programını izledim bir kere. programın anonsu sanki program türkiye de yapılacak anlamı taşıyordu. ya da bana öyle geldi. türkiye de yapılsaydı o program, seyircilerden soru alma aşamasında teyzenin biri çıkıp 'yavrııım ben yıllardır sol dizimden çekiyorum.gitmediğim doktor , girmediğim kaplıca kalmadı, etme bana bi ilaç yaz yavrııım, sarı merhem verdiydi zamanında bi doktor o iyi geldiydi.bi daha bulamadım o merhemden, hemi oğlum?' derdi ve mehmet öz o durumda ne söylerdi ne yapardı bilmiyorum.mehmet öz türkiye ye ara ara gelip mecburi hizmet yapsa ilaç yazsa hep keşke.
geçen gün atv haberin sonunda karton kağıdı gagasıyla kesen rizeli bir vatandaşa ait olan papağanın haberi yapıldı.
4 Ekim 2009 Pazar
anlam ve önem
' Allah bana yükselmeyi nasip ettiyse, o yükselmeye layık olduğumu kanıtlayacak şeyler kısmet etsin!'
Namık Kemal, Cezmi
arasam bulamazdım.
Namık Kemal, Cezmi
arasam bulamazdım.
2 Ekim 2009 Cuma
kazıklı voyvoda
sinir oluyorum (keşke sinüs olsaydım).
sanki yeterince problemim yokmuş gibi durduk yerden sorunlar çıkıyor ordan burdan. bugüne kadar kimsenin başına gelmemiş problemler bende vücut buluyor. sabrımın sonundayım. bir doktora öğrencisi, çalışma alanı ,konusu , kimle çalışacağı belliyken danışmanı değiştirilir mi? yani şu satırları yazarken sinirden parmaklarım titriyor.dünyanın hangi bölgesinde görülmüş bir doktora öğrencisinin çalışma alanını zorla değiştirmek.ağzımla istemiyorum dedim .artık daha fazla ne yapılır bilmiyorum.gerizekalılar.harcayın bakalım.ben size yar olur muyum?burnunuzdan getirmezsem bana da yıldız demesinler. ben bunu sindiremem.
çok sinirliyim bi içimi boşaltıyım dedim.zaten kimse de okumuyor.
sanki yeterince problemim yokmuş gibi durduk yerden sorunlar çıkıyor ordan burdan. bugüne kadar kimsenin başına gelmemiş problemler bende vücut buluyor. sabrımın sonundayım. bir doktora öğrencisi, çalışma alanı ,konusu , kimle çalışacağı belliyken danışmanı değiştirilir mi? yani şu satırları yazarken sinirden parmaklarım titriyor.dünyanın hangi bölgesinde görülmüş bir doktora öğrencisinin çalışma alanını zorla değiştirmek.ağzımla istemiyorum dedim .artık daha fazla ne yapılır bilmiyorum.gerizekalılar.harcayın bakalım.ben size yar olur muyum?burnunuzdan getirmezsem bana da yıldız demesinler. ben bunu sindiremem.
çok sinirliyim bi içimi boşaltıyım dedim.zaten kimse de okumuyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


